1-4. Bütün övgülere
layık hüküm; kendisinin şiddetli bir cezaya sahip olduğunu uyarmak, güvenen ve
kendini düzeltenleri de sonsuza dek yaşayacakları çok güzel bir mükafatla
müjdelemek, Tanrı’nın çocuğa sahip olduğunu iddia edenleri uyarmak için kuluna
bu kusursuz ve net mesajı sunana aittir.
5. Ne onların ne de
atalarının bu konuda hiçbir kanıtları yok. Ağızlarından çıkan o laflar çok
büyük bir iftiradır. Konuştukları şeyler sahtekarlıktan başka bir şey değil.
6. Onlar bu mesaja
güvenmiyorlar diye üzüntüden neredeyse kendini yiyip bitireceksin.
7. Kimlerin kendini
düzelteceğini sınamak için dünyayı içindeki maddelerle süsledim.
8. Daha sonra onu
yüzeyi kupkuru bir gezegene çevireceğim.
9. Yazılı mağarada
uyuyanlardan mesajımda bahsetsem şaşırır mısın?
10. O gençler, “Tanrım
bize merhamet et ve bize bir çıkış yolu göster” diyerek mağaraya sığınmışlardı.
11. Ben de onları o
mağarada senelerce uyuttum.
12. Sonra onları
uyandırdım. O halde ne kadar kaldıkları konusunda iki grup oldular ve sonuçta
hangi grubun daha iyi tahmin yürüttüğünü ortaya çıkardım.
13-16. Şimdi sana
onların gerçek durumunu anlatacağım. Onlar Tanrı’ya güvenmiş gençlerdi. Ben de
onları doğru yola iletip bilincini sağlamlaştırmıştım. Onlar “Bizim sahibimiz evrenin sahibidir. Biz ondan başka hiçkimseye itaat
etmeyiz, yoksa haddimizi aşmış oluruz. Halkımız onu bırakıp başkalarına itaat
ediyor ama hani bu konuda açık bir kanıtları var mı! Tanrı'nın adını kullanarak
yalan uydurandan daha suçlu kim olabilir” diyerek başkaldırmışlardı. Sonra,
“Haydi madem onları ve onların Tanrı’yı bırakıp da itaat ettiklerini terk
ettik, mağaraya sığınalım da Tanrı bize merhamet edip bir çıkış yolu göstersin”
diye kararlaştırdılar.
17. Sen orada olsaydın,
onları şöyle görürdün: Mağara tabanının geniş bir alanına dağılmış olarak
uyudukları halde, güneş mağaralarının sağ tarafından doğar, batarken de onlara
dokunmadan sol tarafından geçerek batardı. Bu Tanrı’nın bir harikasıdır. Tanrı
kimi doğru yola iletirse, o doğru yoldadır. Onun terkettiklerini de hiçkimse
koruyamayacak ve kurtaramayacak.
18. Uyudukları
halde onları uyanık sanırdın. Onları sağ ve sol yanlarına çeviriyordum.
Köpekleri de mağaranın girişinde önayaklarını uzatmış yatıyordu. Onların bu
hallerini görseydin, içini korku kaplar ve oradan kaçardın.
19-20. Sonra onları
uyandırdım. Birbirlerine sormaya başladılar. İçlerinden biri “Ne zamandır
uyuyoruz acaba” dedi. Ötekiler, “Herhalde bir gün falan uyumuşuzdur” dediler ve
sonra “Ne kadar uyuduğumuzu ancak Tanrı bilir. Şimdi içimizden birini şu para
ile şehre gönderelim de yiyecek güzel bir şeyler getirsin. Fakat çok dikkatli
davransın ve kimseye yerimizi belli etmesin. Çünkü onlar bizi bulursa, ya bizi
kovarlar ya da dinlerine geri döndürmek isterler ve bu durumda asla kurtuluşa
eremeyiz” diye kararlaştırdılar.
21. Tanrı’nın
sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kesinlikle gerçekleşeceğini anlamaları
için daha sonra insanların onların yerini bulmalarını sağladım. Onların
mağarasının önünde toplanan halk, kendi aralarında ne yapacaklarını
tartışıyorlardı. Bir bölümü, “Onların adına buraya bir anıt dikelim, onların başına
gelen her neyse, onu en iyi Tanrı bilir” dedi. Yöneticileri ise, “Orayı
bir bina haline getireceğiz” diye karar aldı.
22. Kafadan
sallayarak “Onlar üç kişiydi, bir de köpek” veya “Beş kişiydi, bir de köpek” ya
da “Yedi kişiydi, bir de köpek”
diyorlar. Onlara: “Onların sayılarını sadece Tanrı bilir. Zaten onlar hakkında
çok az insan bilgi sahibiydi” de ve onlara bu kadarını söyle, kimseyle bu
konuda tartışma.
23. Hiçbir konuda
“Yarın şunu yapacağım” şeklinde konuşma.
24. “Tanrı’nın
izniyle” de. Unutursan, “Umarım Tanrı bu konuda kendimi düzeltmemi sağlar”
diyerek Tanrı’yı an.
25. Bazıları “Onlar
mağarada üç yüz dokuz yıl uyudular” diyor.
26. Onlara şunu
söyle: “Onların mağarada ne kadar uyuduğunu sadece Tanrı bilir. O evrenin bütün gizliliklerini
bilir. Sizi ondan hiç kimsenin kurtaramayacağını ve verdiği hükme hiçkimseyi
karıştırmayacağını çok iyi anlayacaksınız.”
27. Tanrı’nın sana
bildirdiği mesajı aktarmaya devam et. Hiçbir şey onun sözlerinin yerini
tutamaz, ondan başka sığınak da bulamazsın.
28. Tanrı’nın
hoşnutluğunu umarak sabah akşam ona itaat edenlerle beraber bağlılık göstermeye
devam et. Diriliş öncesi hayatın çekiciliğine kapılıp da onları ihmal etme.
Kafasına göre yaşayan, beni umursamayan ve bu yüzden mesajımı anlamalarının
önündeki engeli kaldırmadığım kişilere boyun eğme.
29. Onlara şunu
söyle: “Tanrı size gerçeği sundu. İsteyen ona güvenir, isteyen de güvenmez. Ama
ben o suçluları çepeçevre saran ateşle cezalandıracağım. Her su istediklerinde
içlerini kavuran ateş gibi bir su verilecek. Ne kötü bir içecek, ne dehşetli
bir ortam!”
30. “Güvenip
kendini düzeltenleri de elbette karşılıksız bırakmayacağım.”
31. Onları
içlerinden dereler akan ölümsüzlük bahçeleriyle mükafatlandıracağım. Orada
altın bilekler takacaklar. İpek ve atlastan yapılmış çok şık elbiseler
giyecekler ve koltuklara oturacaklar. Ne güzel bir mükafat ve ne muhteşem bir
ortam!”
32. Onlara şu iki
adamın durumunu anlat. Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, onları hurma
ağaçları ile çevirmiş ve aralarında da sebzeler oluşturmuştum.
33. İki bahçe de
ürünlerini bol bol verirdi. Aralarında dere de akıtıyordum.
34-35. O adamın
başka gelirleri de vardı. Bahçesine beraber gittikleri bir gün arkadaşına: “Ben
senden hem daha zengin hem de daha kalabalığım” diyerek büyükleniyordu.
36. “Bir gün
kıyametin kopup da dünyanın yok olacağını hiç sanmıyorum. Ama gerçekten Tanrı’nın
huzuruna çıkarılacak olsam bile şimdikinden daha iyi bir durumda olurum” dedi.
37-41. Arkadaşı ona
cevap olarak: “Seni topraktan oluşturup spermden çoğaltarak bu hale getirene
güvenmiyor musun? Ama ben ona güveniyorum. Tanrı benim efendimdir. Efendimden
başka hiçkimseye boyun eğmem. Sen bahçene girdiğinde, Bunlar Tanrı’nın gücü ve
dilemesiyledir demen gerekirdi. Şimdi sen beni yoksul ve kimsesiz görüyorsun
ama belki Tanrı bana senin bahçenden daha büyüğünü verir. Senin bahçene de
gökten bir afet gönderip onu çorak bir araziye çevirebilir veya bir daha asla
çıkaramayacağın şekilde onun suyunu çekebilir” dedi.
42. Sonunda bir gün
serveti elinden gitti. Yerle bir olmuş bahçesine harcadığı emekler için ciğeri
yandı. “Keşke Tanrı’dan başka hiç kimseye boyun eğmeseydim” dedi.
43. Tanrı’dan ne
kendisi kurtulabildi, ne de kurtaracak birilerini bulabildi.
44. Şunu bilin ki
tek kurtarıcı Tanrı’dır. Onun vereceği mükafat ve sonuç en güzelidir.
45. Onlara diriliş
öncesi hayatın durumunu şöyle anlat: Yukarıdan yağmur yağdırırım. Topraktaki
bitkiler onu emer. Daha sonra rüzgarda savrulan samana döner. Tanrı’nın her
şeye gücü yeter.
46. Mal mülk ve
çoluk çocuk diriliş öncesi hayatın süsüdür. Ama düzgün yaşamayı sürekli hale
getirenlerin Tanrı’dan alacağı mükafat ve sonuç daha üstündür.
47. O gün dağları
ortadan kaldıracağım ve yeryüzünün çırılçıplak kaldığını göreceksin.
Hiçbirinizi bırakmadan bütün hepinizi dirilteceğim.
48. Gruplar halinde
Tanrı’nın huzuruna çıkarılacaksınız. Size verdiğim sözü gerçekleştiremeyeceğimi
sanıyorsunuz ama işte sizi en başta nasıl oluşturduysam, o zaman da karşıma o
şekilde geleceksiniz.
49. Sonuç belgeleri
dağıtılacak. Suçlular “İşte şimdi yandık! Bu nasıl bir belge, küçük büyük
hiçbir şeyi bırakmadan kaydetmiş” diyerek dehşete kapılacak ve neyin peşinde
koştuysa onun karşılığını alacak. Tanrı hiçkimseye haksızlık yapmaz.
50. Ben doğa
güçlerine insana hizmet etmelerini söyledim. Onlar insana hizmet ediyorlar ama
bir enerji olan kendi benliği ona hizmet etmiyor. Tanrı’nın hükmüne uymuyor. O
size düşman olduğu halde neden nesiller boyu onun peşinde sürükleniyorsunuz?
Suçlular büyük bir tezat içinde!
51. Ben onlara evreni nasıl oluşturduğumu veya kendilerini nasıl
oluşturduğumu göstermedim. O saptırıcılardan hiçbir yardım da almadım.
52. O gün onlara:
“Benim verdiğim hükme müdahale edebileceğini sandığınız kişileri çağırın bakalım”
denir. Çağırırlar ama hiçbir karşılık alamazlar. Onları rezil ederim.
53. Suçlular ateşi
düşünür, oraya gireceklerini ve hiçkimsenin de kendilerini oradan
kurtarayamayacağını anlarlar.
54. Ben bu mesajda
insanlar için her türlü öğüdü verdim ama halkın çoğu sırt çeviriyor.
55. İnsanlara
rehber olarak mesaj gönderildiği zaman, kendilerinden önceki toplumlara
uygulanan kanunun kendilerine de uygulanmasını yani cezaya uğramayı
bekledikleri için güvenmediler.
56.
Görevlendirdiğim elçilerin uyarmak ve müjdelemekten başka bir görevi yoktur.
Güvenmeyenler gerçeği ortadan kaldırmak için asılsız iddialarla tartışır,
uyarılarımı ve mesajımı hafife alırlar.
57. Kendine Tanrı’nın
mesajından bahsedildiğinde, kendi yaptıklarını önemsemeyip ona sırt çevirenden
daha suçlu kim olabilir! Onların senin söylediklerini anlamalarının,
işitmelerinin önündeki engeli kaldırmam, olduğu gibi bırakırım. Çünkü sen
onları doğru yola çağırdığında, bir türlü girmezler.
58. Her şeye rağmen
Tanrı sabırlı ve merhametlidir. Eğer yaptıklarından dolayı onları hemen
cezalandıracak olsaydı, bunu anında yapabilirdi. Ama onlar için asla
kaçamayacakları bir yargılama zamanı belirledi.
59. Suçlu olduğu
için ortadan kaldırdığım hiçbir toplumu mesajımdan haberdar etmeden ortadan
kaldırmadım.
60. Bir zamanlar
Musa hizmetkarına: “Senelerce yürüsem bile iki denizin birleştiği o yere
varıncaya kadar vazgeçmeyeceğim” dedi.
61. İki denizin
birleştiği o yere varınca, yanlarındaki balığı unuttular ve o da denize düşüp
kayboldu.
62. Orayı geçip
gittiklerinde, Musa hizmetkarına: “Gerçekten yorucu bir yolculuk yaptık,
yemeğimizi getir de yiyelim artık” dedi.
63. O da: “Aceleden
söylemeyi unuttum. O kayanın yanında dinlenmek için oturduğumuzda, balığı
unutmuşum. O da nasıl olduysa denize düşmüş” dedi.
64. Musa: “Demek
bize bahsedilen yer orasıymış” dedi ve geldikleri yoldan gerisin geri oraya
döndüler.
65. Özel bilgilere
sahip bir Allah dostu zannettikleri fakat gerçekte sıradan bir insan olan
birinin yanına gittiler.
66. Musa ona: “Bana
doğru yolu öğretmen için senin peşinden gelebilir miyim” diye sordu.
67-68. O da: “Sen
bu yola katlanamazsın. İlmin yetmez” dedi.
69. Musa: “Hayır,
sana sorun çıkarmam. Tanrı’nın izniyle dayanırım” dedi.
70. O: “Eğer
peşimden geleceksen, ben sana açıklama yapmadığım sürece beni sorgulama” dedi.
71. Böylece ikisi
yola koyuldular. Bir süre sonra bir tekneye bindiler. O adam tekneyi deldi.
Musa: “Sen bizi boğmaya mı çalışıyorsun, yaptığın çok tehlikeli bir şey!” diye
kızdı.
72. O da: “Ben
sana, katlanamazsın dememiş miydim” dedi.
73. Musa:
“Unutmuşum kusura bakma, bana bu konuda anlayış göster” dedi.
74. Tekrar yola
koyuldular. Bir süre sonra bir çocuğun yanına vardılar. O adam, çocuğu öldürdü.
Musa: “Bir başka cana karşılık olmaksızın masum bir cana nasıl kıyarsın!
Gerçekten çok korkunç bir şey bu yaptığın!” dedi.
75. O da: “Ben
sana, katlanamazsın dememiş miydim” dedi.
76. Musa: “Bir daha
böyle bir şeyle karşılaşırsam senle yollarımız ayrılacak. Ben böyle şeyleri
kesinlikle kabullenemem” dedi.
77. Tekrar yola
koyuldular. Bir süre sonra bir şehre vardılar. Milletten yiyecek bir şeyler
istediler ama hiçkimse onları ağırlamadı. Sonra orada yıkılmak üzere olan bir
duvar gördüler. O adam, duvarı tamir edip düzeltti. Musa: “O duvarı neden para
almadan tamir ettin” diye sordu.
78. Bunun üzerine o
adam: “Benden ayrıl artık. Ama önce senin katlanamadığın o şeyleri neden
yaptığımı bir anlatayım” dedi.
79. “O teknenin
sahipleri geçimini denizden sağlayan gariban kişiler. Başlarındaki yönetici
sağlam teknelere el koyabilir diye onların teknesine hasar vermek istedim.”
80-81. “Öldürdüğüm
o çocuğun da ana babası Tanrı’ya güvenen kişilerdi. O çocuk ana babasını
Tanrı’ya güvensizliğe ve isyana sürükleyebilir diye endişelendim. Bu yüzden Tanrı
onlara o çocuğun yerine temiz ve uslu başka bir çocuk vermesini istedim.”
82. “Onardığım
duvarın altında belki hazine vardır ve belki o duvar da şehirde yaşayan dürüst
bir adamın iki öksüz çocuğuna ait olabilir. Bu yüzden Tanrı onlar büyüyene
kadar o hazineyi onlardan başka hiçkimseye nasip etmesin diye o duvarı onardım.
İşte senin katlanamadığın o olayları bu nedenlerden dolayı yaptım” dedi.
83. Sana Kiros’u
soruyorlar. Onlara şunu söyle: “Size ondan biraz bahsedeyim.
84. Ben ona
yeryüzünde birçok fırsat ve imkan vermiştim.
85. O bir sefer
düzenledi.
86. Bir süre sonra
alüvyonlu ırmakların olduğu batıya kadar vardı. Orada bir halkla karşılaştı.
“Ey Kiros, ister onları cezalandır istersen merhametle davran” dedim.
87-88. O da:
“Onlardan suçlu olanları cezalandıracağım, ileride onlar Tanrı’nın huzuruna
çıkarılacak ve onları korkunç bir şekilde cezalandıracak, kendini düzeltenlere
de çok güzel bir mükafat verecek. Ben de böyle kişilere anlayışlı davranırım”
dedi.
89. Sonra bir sefer
daha düzenledi.
90. Doğuya vardı.
Bozkırlarda yaşayan bir halkla karşılaştı.
91. İşte böyle… Ben
onun durumunu çok iyi biliyordum.
92. Sonra bir sefer
daha düzenledi.
93. Ötesinde zorba
halkların olduğu sıradağların arasındaki geçide kadar vardı.
94. “O istilacı
topluluklar ülkeye saldırıp talan ediyorlar. Onlarla bizim aramıza bir set
yapar mısın? Karşılığı neyse veririz” dediler.
95-97. O da: “Tanrı’nın
bana verdiği imkanlar bana yeter. Siz sadece beden gücüyle bana yardım edin.
Onlarla sizin aranıza bir bent yapayım. Bana demir kütleleri getirin” dedi.
Sonunda geçit demir kütleleriyle doldu. “Ateş yakıp körükleyin” dedi. Demir
ateşle kızgınlaşınca, “Erittiğiniz bakırı getirin, şimdi onun üzerine dökeyim.
Artık onu ne aşabilirler, ne delebilirler” dedi.
98. “Bu Tanrı’nın
bir lütfudur. Bunu ancak Tanrı dilerse yıkar. O her şeyi yapabilir” dedi.
99. O gün
geldiğinde, herkesin canını alırım. Ferman verir ve hepsini diriltirim.
100-101. Mesajımı
duymazlıktan gelen, önemsemeyen ve güvenmeyenleri cehenneme sokarım.
102. Güvenmeyenler,
onları benim elimden bazı kullarımın kurtarabileceğini mi sanıyor! Güvenmeyenleri
cehennemde ağırlayacağım.
103. Onlara şunu
söyle: “En büyük kayba uğrayacak olanlar kimdir biliyor musunuz?”
104-105. “Diriliş
öncesi hayattayken doğru yolda olduğunu sanan ama Tanrı’nın mesajına ve onun
tarafından yargılanacağına güvenmediği için bütün çabaları boşa gidecek
olanlardır." Diriliş günü onlara hiçbir önem vermeyeceğim.
106. Elçilerimi ve
mesajımı hafife aldıkları ve güvenmedikleri için onların cezası cehennem
olacak.
107-108. Güvenen ve
kendini düzeltenler de içinde sonsuza dek kalacakları ve hiç ayrılmak
istemeyecekleri cennet bahçelerinde ağırlanacaklar.
109. Onlara şunu
söyle: “Tanrı’nın mesajını yazmak için bütün sular ve denizler mürekkep olsa yine de onun mesajını yazmakla bitiremez.”
110. Onlara şunu söyle:
“Ben de sizin gibi sıradan bir insanım ama bana tanrınızın tek olduğu
bildiriliyor. Kim Tanrı’yla karşılaşacağına güveniyorsa, kendini düzeltsin ve
ondan başka hiçbir kimseye boyun eğmesin.”