.

.
.

17 Kasım 2016

Kehf Suresi

1-4. Bütün övgülere layık hüküm; kendisinin şiddetli bir cezaya sahip olduğunu uyarmak, güvenen ve kendini düzeltenleri de sonsuza dek yaşayacakları çok güzel bir mükafatla müjdelemek, Tanrı’nın çocuğa sahip olduğunu iddia edenleri uyarmak için kuluna bu kusursuz ve net mesajı sunana aittir.
5. Ne onların ne de atalarının bu konuda hiçbir kanıtları yok. Ağızlarından çıkan o laflar çok büyük bir iftiradır. Konuştukları şeyler sahtekarlıktan başka bir şey değil.
6. Onlar bu mesaja güvenmiyorlar diye üzüntüden neredeyse kendini yiyip bitireceksin.
7. Kimlerin kendini düzelteceğini sınamak için dünyayı içindeki maddelerle süsledim.
8. Daha sonra onu yüzeyi kupkuru bir gezegene çevireceğim.
9. Yazılı mağarada uyuyanlardan mesajımda bahsetsem şaşırır mısın?
10. O gençler, “Tanrım bize merhamet et ve bize bir çıkış yolu göster” diyerek mağaraya sığınmışlardı.
11. Ben de onları o mağarada senelerce uyuttum.
12. Sonra onları uyandırdım. O halde ne kadar kaldıkları konusunda iki grup oldular ve sonuçta hangi grubun daha iyi tahmin yürüttüğünü ortaya çıkardım.
13-16. Şimdi sana onların gerçek durumunu anlatacağım. Onlar Tanrı’ya güvenmiş gençlerdi. Ben de onları doğru yola iletip bilincini sağlamlaştırmıştım. Onlar “Bizim sahibimiz evrenin sahibidir. Biz ondan başka hiçkimseye itaat etmeyiz, yoksa haddimizi aşmış oluruz. Halkımız onu bırakıp başkalarına itaat ediyor ama hani bu konuda açık bir kanıtları var mı! Tanrı'nın adını kullanarak yalan uydurandan daha suçlu kim olabilir” diyerek başkaldırmışlardı. Sonra, “Haydi madem onları ve onların Tanrı’yı bırakıp da itaat ettiklerini terk ettik, mağaraya sığınalım da Tanrı bize merhamet edip bir çıkış yolu göstersin” diye kararlaştırdılar.
17. Sen orada olsaydın, onları şöyle görürdün: Mağara tabanının geniş bir alanına dağılmış olarak uyudukları halde, güneş mağaralarının sağ tarafından doğar, batarken de onlara dokunmadan sol tarafından geçerek batardı. Bu Tanrı’nın bir harikasıdır. Tanrı kimi doğru yola iletirse, o doğru yoldadır. Onun terkettiklerini de hiçkimse koruyamayacak ve kurtaramayacak.
18. Uyudukları halde onları uyanık sanırdın. Onları sağ ve sol yanlarına çeviriyordum. Köpekleri de mağaranın girişinde önayaklarını uzatmış yatıyordu. Onların bu hallerini görseydin, içini korku kaplar ve oradan kaçardın.
19-20. Sonra onları uyandırdım. Birbirlerine sormaya başladılar. İçlerinden biri “Ne zamandır uyuyoruz acaba” dedi. Ötekiler, “Herhalde bir gün falan uyumuşuzdur” dediler ve sonra “Ne kadar uyuduğumuzu ancak Tanrı bilir. Şimdi içimizden birini şu para ile şehre gönderelim de yiyecek güzel bir şeyler getirsin. Fakat çok dikkatli davransın ve kimseye yerimizi belli etmesin. Çünkü onlar bizi bulursa, ya bizi kovarlar ya da dinlerine geri döndürmek isterler ve bu durumda asla kurtuluşa eremeyiz” diye kararlaştırdılar.
21. Tanrı’nın sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kesinlikle gerçekleşeceğini anlamaları için daha sonra insanların onların yerini bulmalarını sağladım. Onların mağarasının önünde toplanan halk, kendi aralarında ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Bir bölümü, “Onların adına buraya bir anıt dikelim,  onların başına gelen her neyse, onu en iyi Tanrı bilir” dedi. Yöneticileri ise, “Orayı bir bina haline getireceğiz” diye karar aldı.
22. Kafadan sallayarak “Onlar üç kişiydi, bir de köpek” veya “Beş kişiydi, bir de köpek” ya da  “Yedi kişiydi, bir de köpek” diyorlar. Onlara: “Onların sayılarını sadece Tanrı bilir. Zaten onlar hakkında çok az insan bilgi sahibiydi” de ve onlara bu kadarını söyle, kimseyle bu konuda tartışma.
23. Hiçbir konuda “Yarın şunu yapacağım” şeklinde konuşma.
24. “Tanrı’nın izniyle” de. Unutursan, “Umarım Tanrı bu konuda kendimi düzeltmemi sağlar” diyerek Tanrı’yı an.
25. Bazıları “Onlar mağarada üç yüz dokuz yıl uyudular” diyor.
26. Onlara şunu söyle: “Onların mağarada ne kadar uyuduğunu sadece Tanrı bilir. O evrenin bütün gizliliklerini bilir. Sizi ondan hiç kimsenin kurtaramayacağını ve verdiği hükme hiçkimseyi karıştırmayacağını çok iyi anlayacaksınız.”
27. Tanrı’nın sana bildirdiği mesajı aktarmaya devam et. Hiçbir şey onun sözlerinin yerini tutamaz, ondan başka sığınak da bulamazsın.
28. Tanrı’nın hoşnutluğunu umarak sabah akşam ona itaat edenlerle beraber bağlılık göstermeye devam et. Diriliş öncesi hayatın çekiciliğine kapılıp da onları ihmal etme. Kafasına göre yaşayan, beni umursamayan ve bu yüzden mesajımı anlamalarının önündeki engeli kaldırmadığım kişilere boyun eğme.
29. Onlara şunu söyle: “Tanrı size gerçeği sundu. İsteyen ona güvenir, isteyen de güvenmez. Ama ben o suçluları çepeçevre saran ateşle cezalandıracağım. Her su istediklerinde içlerini kavuran ateş gibi bir su verilecek. Ne kötü bir içecek, ne dehşetli bir ortam!”
30. “Güvenip kendini düzeltenleri de elbette karşılıksız bırakmayacağım.”
31. Onları içlerinden dereler akan ölümsüzlük bahçeleriyle mükafatlandıracağım. Orada altın bilekler takacaklar. İpek ve atlastan yapılmış çok şık elbiseler giyecekler ve koltuklara oturacaklar. Ne güzel bir mükafat ve ne muhteşem bir ortam!”
32. Onlara şu iki adamın durumunu anlat. Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, onları hurma ağaçları ile çevirmiş ve aralarında da sebzeler oluşturmuştum.
33. İki bahçe de ürünlerini bol bol verirdi. Aralarında dere de akıtıyordum.
34-35. O adamın başka gelirleri de vardı. Bahçesine beraber gittikleri bir gün arkadaşına: “Ben senden hem daha zengin hem de daha kalabalığım” diyerek büyükleniyordu.
36. “Bir gün kıyametin kopup da dünyanın yok olacağını hiç sanmıyorum. Ama gerçekten Tanrı’nın huzuruna çıkarılacak olsam bile şimdikinden daha iyi bir durumda olurum” dedi.
37-41. Arkadaşı ona cevap olarak: “Seni topraktan oluşturup spermden çoğaltarak bu hale getirene güvenmiyor musun? Ama ben ona güveniyorum. Tanrı benim efendimdir. Efendimden başka hiçkimseye boyun eğmem. Sen bahçene girdiğinde, Bunlar Tanrı’nın gücü ve dilemesiyledir demen gerekirdi. Şimdi sen beni yoksul ve kimsesiz görüyorsun ama belki Tanrı bana senin bahçenden daha büyüğünü verir. Senin bahçene de gökten bir afet gönderip onu çorak bir araziye çevirebilir veya bir daha asla çıkaramayacağın şekilde onun suyunu çekebilir” dedi.
42. Sonunda bir gün serveti elinden gitti. Yerle bir olmuş bahçesine harcadığı emekler için ciğeri yandı. “Keşke Tanrı’dan başka hiç kimseye boyun eğmeseydim” dedi.
43. Tanrı’dan ne kendisi kurtulabildi, ne de kurtaracak birilerini bulabildi.
44. Şunu bilin ki tek kurtarıcı Tanrı’dır. Onun vereceği mükafat ve sonuç en güzelidir.
45. Onlara diriliş öncesi hayatın durumunu şöyle anlat: Yukarıdan yağmur yağdırırım. Topraktaki bitkiler onu emer. Daha sonra rüzgarda savrulan samana döner. Tanrı’nın her şeye gücü yeter.
46. Mal mülk ve çoluk çocuk diriliş öncesi hayatın süsüdür. Ama düzgün yaşamayı sürekli hale getirenlerin Tanrı’dan alacağı mükafat ve sonuç daha üstündür.
47. O gün dağları ortadan kaldıracağım ve yeryüzünün çırılçıplak kaldığını göreceksin. Hiçbirinizi bırakmadan bütün hepinizi dirilteceğim.
48. Gruplar halinde Tanrı’nın huzuruna çıkarılacaksınız. Size verdiğim sözü gerçekleştiremeyeceğimi sanıyorsunuz ama işte sizi en başta nasıl oluşturduysam, o zaman da karşıma o şekilde geleceksiniz.
49. Sonuç belgeleri dağıtılacak. Suçlular “İşte şimdi yandık! Bu nasıl bir belge, küçük büyük hiçbir şeyi bırakmadan kaydetmiş” diyerek dehşete kapılacak ve neyin peşinde koştuysa onun karşılığını alacak. Tanrı hiçkimseye haksızlık yapmaz.
50. Ben doğa güçlerine insana hizmet etmelerini söyledim. Onlar insana hizmet ediyorlar ama bir enerji olan kendi benliği ona hizmet etmiyor. Tanrı’nın hükmüne uymuyor. O size düşman olduğu halde neden nesiller boyu onun peşinde sürükleniyorsunuz? Suçlular büyük bir tezat içinde!
51. Ben onlara evreni nasıl oluşturduğumu veya kendilerini nasıl oluşturduğumu göstermedim. O saptırıcılardan hiçbir yardım da almadım.
52. O gün onlara: “Benim verdiğim hükme müdahale edebileceğini sandığınız kişileri çağırın bakalım” denir. Çağırırlar ama hiçbir karşılık alamazlar. Onları rezil ederim.
53. Suçlular ateşi düşünür, oraya gireceklerini ve hiçkimsenin de kendilerini oradan kurtarayamayacağını anlarlar.
54. Ben bu mesajda insanlar için her türlü öğüdü verdim ama halkın çoğu sırt çeviriyor.
55. İnsanlara rehber olarak mesaj gönderildiği zaman, kendilerinden önceki toplumlara uygulanan kanunun kendilerine de uygulanmasını yani cezaya uğramayı bekledikleri için güvenmediler.
56. Görevlendirdiğim elçilerin uyarmak ve müjdelemekten başka bir görevi yoktur. Güvenmeyenler gerçeği ortadan kaldırmak için asılsız iddialarla tartışır, uyarılarımı ve mesajımı hafife alırlar.
57. Kendine Tanrı’nın mesajından bahsedildiğinde, kendi yaptıklarını önemsemeyip ona sırt çevirenden daha suçlu kim olabilir! Onların senin söylediklerini anlamalarının, işitmelerinin önündeki engeli kaldırmam, olduğu gibi bırakırım. Çünkü sen onları doğru yola çağırdığında, bir türlü girmezler.
58. Her şeye rağmen Tanrı sabırlı ve merhametlidir. Eğer yaptıklarından dolayı onları hemen cezalandıracak olsaydı, bunu anında yapabilirdi. Ama onlar için asla kaçamayacakları bir yargılama zamanı belirledi.
59. Suçlu olduğu için ortadan kaldırdığım hiçbir toplumu mesajımdan haberdar etmeden ortadan kaldırmadım.
60. Bir zamanlar Musa hizmetkarına: “Senelerce yürüsem bile iki denizin birleştiği o yere varıncaya kadar vazgeçmeyeceğim” dedi.
61. İki denizin birleştiği o yere varınca, yanlarındaki balığı unuttular ve o da denize düşüp kayboldu.
62. Orayı geçip gittiklerinde, Musa hizmetkarına: “Gerçekten yorucu bir yolculuk yaptık, yemeğimizi getir de yiyelim artık” dedi.
63. O da: “Aceleden söylemeyi unuttum. O kayanın yanında dinlenmek için oturduğumuzda, balığı unutmuşum. O da nasıl olduysa denize düşmüş” dedi.
64. Musa: “Demek bize bahsedilen yer orasıymış” dedi ve geldikleri yoldan gerisin geri oraya döndüler.
65. Özel bilgilere sahip bir Allah dostu zannettikleri fakat gerçekte sıradan bir insan olan birinin yanına gittiler.
66. Musa ona: “Bana doğru yolu öğretmen için senin peşinden gelebilir miyim” diye sordu.
67-68. O da: “Sen bu yola katlanamazsın. İlmin yetmez” dedi.
69. Musa: “Hayır, sana sorun çıkarmam. Tanrı’nın izniyle dayanırım” dedi.
70. O: “Eğer peşimden geleceksen, ben sana açıklama yapmadığım sürece beni sorgulama” dedi.
71. Böylece ikisi yola koyuldular. Bir süre sonra bir tekneye bindiler. O adam tekneyi deldi. Musa: “Sen bizi boğmaya mı çalışıyorsun, yaptığın çok tehlikeli bir şey!” diye kızdı.
72. O da: “Ben sana, katlanamazsın dememiş miydim” dedi.
73. Musa: “Unutmuşum kusura bakma, bana bu konuda anlayış göster” dedi.
74. Tekrar yola koyuldular. Bir süre sonra bir çocuğun yanına vardılar. O adam, çocuğu öldürdü. Musa: “Bir başka cana karşılık olmaksızın masum bir cana nasıl kıyarsın! Gerçekten çok korkunç bir şey bu yaptığın!” dedi.
75. O da: “Ben sana, katlanamazsın dememiş miydim” dedi.
76. Musa: “Bir daha böyle bir şeyle karşılaşırsam senle yollarımız ayrılacak. Ben böyle şeyleri kesinlikle kabullenemem” dedi.
77. Tekrar yola koyuldular. Bir süre sonra bir şehre vardılar. Milletten yiyecek bir şeyler istediler ama hiçkimse onları ağırlamadı. Sonra orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. O adam, duvarı tamir edip düzeltti. Musa: “O duvarı neden para almadan tamir ettin” diye sordu.
78. Bunun üzerine o adam: “Benden ayrıl artık. Ama önce senin katlanamadığın o şeyleri neden yaptığımı bir anlatayım” dedi.
79. “O teknenin sahipleri geçimini denizden sağlayan gariban kişiler. Başlarındaki yönetici sağlam teknelere el koyabilir diye onların teknesine hasar vermek istedim.”
80-81. “Öldürdüğüm o çocuğun da ana babası Tanrı’ya güvenen kişilerdi. O çocuk ana babasını Tanrı’ya güvensizliğe ve isyana sürükleyebilir diye endişelendim. Bu yüzden Tanrı onlara o çocuğun yerine temiz ve uslu başka bir çocuk vermesini istedim.”
82. “Onardığım duvarın altında belki hazine vardır ve belki o duvar da şehirde yaşayan dürüst bir adamın iki öksüz çocuğuna ait olabilir. Bu yüzden Tanrı onlar büyüyene kadar o hazineyi onlardan başka hiçkimseye nasip etmesin diye o duvarı onardım. İşte senin katlanamadığın o olayları bu nedenlerden dolayı yaptım” dedi.
83. Sana Kiros’u soruyorlar. Onlara şunu söyle: “Size ondan biraz bahsedeyim.
84. Ben ona yeryüzünde birçok fırsat ve imkan vermiştim.
85. O bir sefer düzenledi.
86. Bir süre sonra alüvyonlu ırmakların olduğu batıya kadar vardı. Orada bir halkla karşılaştı. “Ey Kiros, ister onları cezalandır istersen merhametle davran” dedim.
87-88. O da: “Onlardan suçlu olanları cezalandıracağım, ileride onlar Tanrı’nın huzuruna çıkarılacak ve onları korkunç bir şekilde cezalandıracak, kendini düzeltenlere de çok güzel bir mükafat verecek. Ben de böyle kişilere anlayışlı davranırım” dedi.
89. Sonra bir sefer daha düzenledi.
90. Doğuya vardı. Bozkırlarda yaşayan bir halkla karşılaştı.
91. İşte böyle… Ben onun durumunu çok iyi biliyordum.
92. Sonra bir sefer daha düzenledi.
93. Ötesinde zorba halkların olduğu sıradağların arasındaki geçide kadar vardı.
94. “O istilacı topluluklar ülkeye saldırıp talan ediyorlar. Onlarla bizim aramıza bir set yapar mısın? Karşılığı neyse veririz” dediler.
95-97. O da: “Tanrı’nın bana verdiği imkanlar bana yeter. Siz sadece beden gücüyle bana yardım edin. Onlarla sizin aranıza bir bent yapayım. Bana demir kütleleri getirin” dedi. Sonunda geçit demir kütleleriyle doldu. “Ateş yakıp körükleyin” dedi. Demir ateşle kızgınlaşınca, “Erittiğiniz bakırı getirin, şimdi onun üzerine dökeyim. Artık onu ne aşabilirler, ne delebilirler” dedi.
98. “Bu Tanrı’nın bir lütfudur. Bunu ancak Tanrı dilerse yıkar. O her şeyi yapabilir” dedi.
99. O gün geldiğinde, herkesin canını alırım. Ferman verir ve hepsini diriltirim.
100-101. Mesajımı duymazlıktan gelen, önemsemeyen ve güvenmeyenleri cehenneme sokarım.
102. Güvenmeyenler, onları benim elimden bazı kullarımın kurtarabileceğini mi sanıyor! Güvenmeyenleri cehennemde ağırlayacağım.
103. Onlara şunu söyle: “En büyük kayba uğrayacak olanlar kimdir biliyor musunuz?”
104-105. “Diriliş öncesi hayattayken doğru yolda olduğunu sanan ama Tanrı’nın mesajına ve onun tarafından yargılanacağına güvenmediği için bütün çabaları boşa gidecek olanlardır." Diriliş günü onlara hiçbir önem vermeyeceğim.
106. Elçilerimi ve mesajımı hafife aldıkları ve güvenmedikleri için onların cezası cehennem olacak.
107-108. Güvenen ve kendini düzeltenler de içinde sonsuza dek kalacakları ve hiç ayrılmak istemeyecekleri cennet bahçelerinde ağırlanacaklar.
109. Onlara şunu söyle: “Tanrı’nın mesajını yazmak için bütün sular ve denizler mürekkep olsa yine de onun mesajını yazmakla bitiremez.”
110. Onlara şunu söyle: “Ben de sizin gibi sıradan bir insanım ama bana tanrınızın tek olduğu bildiriliyor. Kim Tanrı’yla karşılaşacağına güveniyorsa, kendini düzeltsin ve ondan başka hiçbir kimseye boyun eğmesin.”