1. E, l, m, s…
2. Bu; insanları
uyarman için sana sunduğum ve güvenenlere bir öğüt olan mesajdır. Hiç moralini
bozma.
3. Tanrı’dan size
sunulan bu mesaja uyun, ondan başkalarına uymayın. Ne kadar azınız
önemsiyorsunuz!
4. Halbuki ben nice
şehri gece uyurken veya gündüz dinlenirken ortadan kaldırdım.
5. Kendilerine
cezam geldiğinde “Gerçekten biz suçluymuşuz” diye feryat ettiler.
6. Bütün elçileri
de, toplumları da yargılayacağım.
7. Onlara bütün
yaptıklarını bildiğimi göstereceğim, çünkü ben onlardan habersiz değildim.
8. O gün yargılama
adaletli bir şekilde gerçekleşecek. Kim el üstünde tutulursa, onlar kurtulacak.
9. Kim de rezil
edilirse, onlar da mesajımı umursamadıkları için kendilerini zarara sokmuş
olacaklar.
10. Sizi dünyada
yaşatıyor ve orada hayatınızı sürdürmenizi sağlayacak her şeyi oluşturuyorum.
Buna rağmen çok azınız bunların karşılığını veriyorsunuz!
11. Ben sizi
oluşturup şekil verdim. O doğa güçlerine insana hizmet etmelerini söyledim.
Onlar insana hizmet ediyorlar ama kendi benliği ona hizmet etmiyor.
12. “Sana
emrettiğim halde sen neden itaat etmiyorsun?” “Ben ondan üstünüm, beni
enerjiden onu çamurdan oluşturdun.”
13. “Çık oradan,
sen orada üstünlük taslayamazsın! Defol, sen alçağın birisin!”
14. “Öyleyse,
diriliş gününe kadar bana mühlet ver.”
15. “Tamam, sana
mühlet verilecek.”
16-17. “Madem beni
dışladın, senin doğru yolun hakkında onlara pusu kurarım. Onları gizlice ve
açıkca, iyilikle ve kötülükle kandırırım. Onların çoğu sana karşılık vermez.”
18-19. “Rezil ve
dışlanmış bir şekilde defol. Onlardan kim sana uyarsa hepinizi cehenneme
dolduracağım. Ey bütün insan türleri bu gezegende yaşayın, istediğiniz yerine
yerleşin ama şu ilkeleri çiğnemeyin, yoksa suç işlemiş olursunuz.”
20. Saptırıcılar
ise: “Tanrı’nın koyduğu bu yasaklar güç sahibi olmanızı, rahat bir hayat
sürmenizi engelliyor” diyerek farkında olmadıkları kötülük yönlerini ortaya
çıkarmak için onları kışkırtıyor.
21. “Ben sadece
sizin iyiliğinizi istiyorum” diye onlara yemin bile ediyor.
22. Bu şekilde
konuşarak onları aldatıyor. O ilkeleri çiğnediklerinde, kötü yanları ortaya
çıkmış oluyor ve hemen yaptıkları yanlışın üstünü mantıklı mazeretlerle örtmeye
başlıyorlar. Tanrı onlara “Ben size o yasakları koyup saptırıcılar sizin tam
bir düşmanınızdır diye uyarmamış mıydım” diyor.
23. Onlar da: “Tanrım biz bir yanlış yaptık. Bize acıyıp
bağışlamazsan, mahvoluruz” diyorlar.
24. “Hepiniz o
halde kalın. Siz birbirinize düşmansınız. Dünyada sizin için çok uzun bir
süreye kadar faydalanma ve yaşama imkanı verilecektir” diyor.
25. “Dünyada
yaşayacak, dünyada ölecek ve dünyada diriltileceksiniz.”
26. Ey insanlar!
Sizin kötülük yönlerinizi örtecek süslü bir elbise sundum. İşte o Tanrı’dan
sakınma elbisesidir, sizin için her şeyden üstündür. O, Tanrı’nın öğüt almanız
için size sunduğu mesajıdır.
27. Ey insanlar!
Saptırıcılar kötülük yönlerini ortaya çıkarmak için atalarınızı o elbiseden
sıyırıp hasbahçe mükafatını kazanmalarına engel olduğu gibi sizi de aldatmasın.
Siz onları tanımasanız da onlar ve yoldaşları sizi iyi tanıyor. O
saptırıcıları, güvenmeyenlere dost yaptım.
28. Onlar bir
kötülük yaptıklarında “Biz atalarımızdan böyle öğrendik, Tanrı böyle emretmiş”
diyorlar. Onlara şunu söyle: "Tanrı kötülüğü emretmez. Siz Tanrı'nın adını
kullanarak yalan uyduruyorsunuz!"
29. Onlara şunu
söyle: "Tanrı adaleti ve her yerde
ona itaat etmenizi, hükümlerinizi katkısız bir şekilde ondan alarak kendisine
boyun eğmenizi emretti. Sizi en başta nasıl oluşturduysa, ileride de
diriltecek."
30. Bazılarını
kurtaracak, bazıları da mahkum edilecek. Çünkü onlar Tanrı’yı bırakıp
saptırıcılara boyun eğiyorlar. Buna rağmen doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
31. Ey insanlık!
Her yerde kendinize çeki düzen verin. Serbestsiniz ama sınırı aşmayın. O,
sınırı aşanları sevmez.
32. Onlara:
“Tanrı’nın kullarına sunduğu güzellikleri ve sağlıklı besinleri kim
yasaklayabilir!” de ve şunu ekle: “Güvenenlerin diriliş öncesi hayatta onlardan
payı vardır, diriliş gününde sadece onların olacaktır.” Öğrenmek isteyenler
için mesajımı işte böyle ayrıntılı olarak anlatıyorum.
33. Onlara şunu
söyle: “Tanrı gizli ve açık kötülükleri,
suçları, haksız yere saldırıyı ve öyle bir yetki vermediği halde Tanrı’nın
verdiği hükme müdahale edebileceğini sandığınız kişilere boyun eğmenizi ve
Tanrı'nın adını kullanarak yalan uydurmanızı yasaklamıştır.”
34. Her insanın bir
süresi vardır. Hiçkimse süresi dolduğunda onu bir an bile erteleyemez veya öne
alamaz.
35. Ey insanlık!
Aranızdan seçilmiş elçiler size mesajımı aktarmıştır. Kim benden sakınır ve
kendini düzeltirse, onlar korkmayacak ve üzülmeyecekler.
36. Kim de mesajıma
güvenmez ve aykırı davranırsa, onlar da sonsuza kadar ateşte kalacaklar.
37. Tanrı'nın adını
kullanarak yalan uyduran veya onun mesajına güvenmeyenlerden daha suçlu kim
olabilir! Onlar kendilerine verilen ömrü yaşarlar ve sonunda elçilerim
hayatlarına son vermek için geldiğinde onlara: “Tanrı’yı bırakıp da boyun
eğdikleriniz hani nerede!” derler. Onlar da “Bizi yüzüstü bıraktılar” derler.
Böylece güvenmemiş kimseler olduklarına kendileri de tanıklık ederler.
38. Onlara, “Sizden
önce yaşamış olan diğer insanlarla birlikte siz de ateşe girin bakalım”
diyecek. Ateşe giren her kişi yoldaşlarını lanetleyecek. Sonunda hepsi oraya
girdiğinde, kitleler liderleri için “Bizi yanlışa sürükleyenler işte bunlardı Tanrım
onların ateşte cezasını kat kat artır” derler. O da “Hepinize kat kat ama
farkında değilsiniz” der.
39. Bunun üzerine
onların liderleri: “Sizin bize bir üstünlüğünüz yoktu. Yaptıklarınıza karşılık
cezanızı çekin” derler.
40. Mesajıma
güvenmeyen ve ona aykırı davrananlara Yüce Kapılar açılmaz ve hiçbir koşulda
hasbahçeye giremezler. Suçlulara işte böyle karşılık veririm.
41. Cehennem onları
her taraftan saracak. Suçluları işte böyle mükafatlandırırım.
42. Güvenen ve kendini düzeltenler –ki ben hiçkimseyi gücünün
yettiğinden fazlasıyla sorumlu tutmam- işte onlar da içinde sonsuza dek kalmak
üzere hasbahçeye girecekler.
43. İçlerinden kötülük yapabilme duygusunu çıkarırım. Önlerinden
dereler akar. “Bütün övgülere layık hüküm, bizi buraya ulaştıran Tanrı’ya
aittir. Tanrı bizi ulaştırmasaydı, biz kendi başımıza ulaşamazdık. Tanrı’nın
elçileri gerçeği bildirmişler” derler. Ve onlara “Çabanıza karşılık size
devredilen hasbahçe işte bu!” diye seslenilir.
44-45. Hasbahçeye girenler ateşe girenlere “Biz Tanrı’nın bize söz
verdiklerinin gerçekleştiğini gördük, siz de Tanrı’nın söz verdiklerinin
gerçekleştiğini gördünüz mü” diye seslenirler. Onlar da “Evet” derler. Ve
aralarından biri “Tanrı, diriliş sonrası hayatın gerçekleşeceğine güvenmeyen,
insanları onun mesajına uymaması için oyalayan ve onu sapkınlık olarak
göstermeye çalışan suçluları dışlamıştır” diye bağırır.
46. İki taraf arasında bir engel vardır. Bekleme
sahasında birçoğunu yaşantılarından tanıyan kişiler vardır. Hasbahçeye henüz
girmemiş ama gireceklerini uman bu kişiler, bahçedekilere “Selam size” diye
seslenirler.
47. Bakışları ateştekilere doğru çevrildiğinde ise “Tanrım
bizi bu suçlularla bir araya getirme” derler.
48-49. Bekleme sahasındakiler yaşantılarından
tanıdıkları bazı kişilere “Ne yığdığınız mallar ne de saygınlık kazandığınız
şeyler sizi kurtaramadı. Tanrı onları cennete sokmaz diye ahkam kestiğiniz
kişiler bunlar mıydı!” diye bağırırlar. Tam bu sırada onlara da “Haydi siz de
girin hasbahçeye! Artık hiç korkmayacak ve üzülmeyeceksiniz” diye seslenilir.
50-51. Ateştekiler hasbahçedekilere “Bize de biraz su
veya Tanrı’nın size verdiği diğer şeylerden gönderin” diye seslenirler. Onlar
da “Tanrı bunları, mesajına aldırış etmeyip önemsemeyen, diriliş öncesi hayata
aldanan ve kendisine güvenmemiş olanlara yasakladı” derler. Onlar böyle bir gün
ile karşılaşacaklarını önemsemedikleri ve mesajıma güvenmedikleri için artık
ben de onları önemsemeyeceğim.
52. Halbuki ben onlara sağlam bir şekilde ayrıntılı
olarak anlattığım ve güvenenler için rehber ve rahmet olan mesajımı sunmuştum.
53. Onlar hâla, bu mesajda anlatılanların
gerçekleşmesini bekliyorlar. Onlar gerçekleştiğinde, daha önceden onu
önemsememiş olanlar “Tanrı’nın elçileri gerçeği bildirmişler. Bizi
kurtarabilecek hiçkimse yok mu veya öncekinden farklı davranmak için bir fırsat
daha verilir mi” derler. Onlar kendilerini zarara uğratmış olurlar ve
uydurdukları şeyler kendilerini yüzüstü bırakır.
54. Hepinizin tanrısı evreni altı evrede oluşturan,
her şeyin hakimi olan Tanrı’dır. Aralıksız bir şekilde geceyi gündüze döndürür.
Güneş, ay ve yıldızlar onun emri altındadır. Dikkat edin, yaratmak da hüküm
koymak da sadece onun hakkıdır. Tüm insanların tanrısı çok yücedir.
55. Tanrı’ya teslim olarak samimiyetle ona itaat edin.
O kendisine karşı gelenleri sevmez.
56. Onun düzene koyduğu dünyada karışıklık çıkarmayın.
Korku ve umutla ona itaat edin. Tanrı, kendini düzeltenlere merhametini sunar.
57. O, merhametinin önünden rüzgarları müjdeci olarak
gönderir. Sonra onlar yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onları kuru toprağa
sürükler ve onlardan yağmur yağdırıp onunla her türlü ürünleri çıkarırım. İşte
ben ölüleri böyle diriltirim. Umarım buradaki öğüdü görürsünüz…
58. Verimli toprak Tanrı’nın izniyle ürün verir. Çorak
toprak da sıkıntıdan başka bir şey vermez. Karşılık vermek isteyenler için
mesajımı işte böyle detaylı olarak anlatıyorum.
59. Daha önceden Nuh’u da halkına elçi olarak
görevlendirmiştim. “Ey halkım, Tanrı’ya
boyun eğin. Ondan başka hiçbir kimseye boyun eğmemeniz gerekiyor. Yoksa
korkarım ki bir gün dehşetli bir şekilde cezalandırılırsınız” dedi.
60. Halkının kodamanları: “Biz senin büyük bir
sapkınlık içinde olduğunu düşünüyoruz” dediler.
61-63. O da “Ey halkım, ben sapkın değilim. Ben tüm
insanların tanrısının görevlendirdiği bir
elçiyim. Size Tanrı’nın mesajını aktarıyorum. Size öğüt veriyorum ve
Tanrı’nın sayesinde sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. Sizi uyarması ve
sizin de sakınıp merhamete uğrayabilmeniz için aranızdan bir kişi aracılığıyla Tanrı’dan
size mesaj gelmesine mi şaşırıyorsunuz?” dedi.
64. Halkı ona güvenmedi. Ben de onu ve onunla birlikte
gemide olanları kurtardım ve mesajıma güvenmeyenleri sular altında bıraktım.
Onlar kendini karanlığa gömen bir toplumdu.
65.
Âd toplumu için de soydaşları Hud’u elçi olarak görevlendirdim. “Ey halkım, Tanrı’ya boyun eğin. Ondan başka hiçbir kimseye
boyun eğmemeniz gerekiyor. Hiç ondan sakınmıyor
musunuz” dedi.
66.
Halkından güvenmeyenlerin kodamanları: “Biz senin kafayı yediğini düşünüyoruz.
Sahtekar biri olduğuna inanıyoruz” dedi.
67-69.
O da “Ey halkım, ben kafayı yemedim. Ben tüm insanların tanrısının görevlendirdiği bir elçiyim.
Size Tanrı’nın
mesajını aktarıyorum. Ben size öğüt veren güvenilir biriyim. Sizi uyarması için
aranızdan bir kişi aracılığıyla Tanrı’dan size mesaj gelmesine mi
şaşırıyorsunuz? Tanrı’nın; Nuh toplumundan sonra gelen nesil olarak sizi
oluşturduğunu, vücudunuzu boyut olarak daha iri yaptığını unutmayın. Kurtuluşa
erebilmek için Tanrı’nın mesajını hiç unutmayın” dedi.
70.
Onlar da “Sen bize sadece Tanrı’ya itaat etmemizi ve atalarımızın eskiden beri
itaat ettiği kişilere itaat etmekten vazgeçmemizi mi istiyorsun! Eğer haklıysan
bizi tehdit ettiğin şeyi gerçekleştir hadi!” dediler.
71.
O da “Tanrı size öfkelendi ve sizi cezalandırmaya karar verdi! Kendinizin ve
atalarınızın yücelttiği ve Tanrı’nın hiçbir yetki vermediği isimler hakkında mı
tartışıyorsunuz benimle! Bekleyin bakalım,
hep birlikte bekleyip göreceğiz!" dedi.
72.
Ben de onu ve beraberindekileri şefkatli bir şekilde kurtardım. Mesajıma
güvenmeyen ve aykırı davrananların kökünü kuruttum.
73-74.
Semud toplumu için de soydaşları Salih’i elçi olarak görevlendirdim. “Ey
halkım, Tanrı’ya boyun eğin. Ondan başka hiçbir
kimseye boyun eğmemeniz gerekiyor. Size Tanrı’dan net bir mesaj geldi. Ve işte
size Tanrı'nın mucize olarak verdiği dişi deve. Onu özgür bırakın, Tanrı'nın
topraklarında otlasın. Ona bir kötülük yapmayın yoksa acı bir cezaya
çarptırılırsınız. Tanrı’nın; Âd toplumundan
sonra gelen nesil olarak sizi oluşturduğunu, ovalarında saraylar yapıp
dağlarında evler yonttuğunuz bu topraklara sizi yerleştirdiğini unutmayın. Ülkeyi
berbat etmeyin ve Tanrı’nın mesajını hiç
unutmayın" dedi.
75.
Halkının sömürücü kodamanları, ezilenlerin arasından güvenenlere: “Siz
Salih’in, Tanrı tarafından görevlendirilmiş bir elçi olduğunu kabul ediyor
musunuz” diye sordular. Onlar da “Biz onun aktardığı mesaja güveniyoruz”
dediler.
76.
Sömürücüler “Siz güvenseniz de biz güvenmiyoruz” dediler.
77. Tanrı’nın
hükmüne karşı çıkıp o dişi deveyi kestiler. “Eğer sen gerçekten Tanrı'nın
elçisiysen bizi tehdit ettiğin şeyi gerçekleştir
hadi Salih” dediler.
78. Sonra korkunç
bir felakete uğradılar. Yurtlarında yere serilip kaldılar.
79. Salih de “Ey
halkım, ben size Tanrı’nın mesajını aktardım, size öğüt verdim ama siz öğüt
verenleri sevmiyorsunuz” dedi ve dönüp gitti.
80-81.
Lut’u da halkı için elçi olarak görevlendirmiştim. Halkına “Siz daha önce hiçbir insanın yapmadığı bir
kötülük yapıyorsunuz! Kadınları bırakıp cinsel duygularla erkeklere
yaklaşıyorsunuz. Siz gerçekten sınırı aşan bir toplumsunuz!” dedi.
82. Halkının “Onları
şehrinizden çıkarın, onlar namuslu kalmak isteyen insanlar” demekten başka bir
cevabı olmadı.
83.
Ben de onu ve ailesini kurtardım. Karısı hariç çünkü o da pisliğe bulaşmış
biriydi.
84.
Onlara bir felaket yağdırdım. Bak o suçluların sonu nasıl oldu!
85-87. Medyen için
de soydaşları Şuayip’i elçi olarak görevlendirmiştim. "Ey halkım, Tanrı’ya boyun eğin. Ondan başka
hiçbir kimseye boyun eğmemeniz gerekiyor. İşte size Tanrı’dan net bir mesaj
geldi. Ölçüyü tartıyı tam yapın, milletin malının değerini eksik göstermeyin. Onun düzene koyduğu dünyada karışıklık çıkarmayın.
Eğer güveniyorsanız, böylesi sizin için daha iyidir. Her köşe başını tutup
çeşitli vaatlerde bulunarak insanları Tanrı'nın mesajına güvenmekten
vazgeçirmeye ve onu sapkınlık olarak göstermeye çalışmayın! Siz azınlık
olduğunuz halde, onun sizi artırdığını unutmayın. Karışıklık çıkaranların
sonunun nasıl olduğunu bir düşünün. Madem ki aranızdan bazıları benim aktardığım
mesaja güveniyor, bazıları da güvenmiyor, öyleyse Tanrı aramızda hükmünü
verinceye kadar bekleyin. O en iyi hükmü verir” dedi.
88-89.
Halkının sömürücü kodamanları: "Bak Şuayip ya dinimize geri dönersiniz ya
da seni de sana güvenenleri de şehrimizden kovarız" dediler. O da “Bizi buna zorlayamazsınız! Tanrı bizi ondan
kurtardığı halde sizin dininize geri dönersek, Tanrı'nın adını kullanarak yalan
uydurmuş oluruz. Tanrı'nın izniyle sizin dininize asla dönmeyeceğiz. O her şeyi
biliyor. Biz ona teslim olduk. Tanrım bizimle halkımız arasında adil hükmünüzü
veriniz. Siz her zaman en adil hükmü verirsiniz” dedi.
90.
Halkından güvenmeyenlerin kodamanları: “Eğer Şuayip’in
peşinden gitmeye devam ederseniz, siz de zarar göreceksiniz” dediler.
91. Sonra korkunç
bir felakete uğradılar. Yurtlarında yere serilip kaldılar.
92. Şuayip’e
güvenmeyenler, sanki orada daha önce hiç yaşamamış gibi oldular. Asıl zarar
görenler, Şuayip'e güvenmeyenler oldular.
93. Şuayip de “Ey
halkım, ben size Tanrı’nın mesajını aktardım ve size öğüt verdim.
Güvenmeyenlere neden üzüleyim ki!" dedi ve dönüp gitti.
94. Hangi şehir
için elçi görevlendirdiysem, teslim olsunlar diye onları sıkıntılara ve
zorluklara uğrattım.
95. Sonra o kötü günlerin ardından iyi günleri getirdim, sonunda
gevşediler. "Atalarımız da sıkıntı ve rahatlık yaşamış” dediler. Ben de
onları ansızın hiç ummadıkları bir anda cezalandırdım.
96. Eğer o şehirlerin halkları güvenip sakınsalardı, onlara göğün ve
yeryüzünün bolluklarını açardım. Ama onlar güvenmediler, ben de onları
yaptıkları yüzünden cezalandırdım.
97-98. Peki şimdiki şehir halkları, geceleyin uyurken ve gündüz
oyalanırken onları cezalandırmayacağımdan güvendeler mi?
99. Onlar Tanrı'nın planından güvendeler mi! Zararda olanlardan başkası
kendini Tanrı'nın planından güvende hissetmez.
100.
Önceki toplumların ardından dünyaya gelenler, eğer dilersem onları da suçları
yüzünden cezalandırabileceğimi veya bilinçlerini kapatıp onları anlamaz hale
getirebileceğini düşünmüyorlar mı?
101.
Sana haberlerini anlattığımız toplumlara da kendileri için görevlendirilmiş
elçiler net bir mesaj aktarmıştı ama onlar daha önceden ona aykırı bir hayat
süregeldikleri için güvenmediler. Tanrı, güvenmeyenlerin bilincini açmaz.
102.
Onların çoğunda bağlılık bulamadım, onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdi.
103.
Sonra onların ardından Musa'yı Firavun ve
onun meclis üyeleri için mucizelerimle birlikte elçi olarak görevlendirmiştim
ama umursamadılar. Bak o bozguncuların sonu
nasıl oldu!
104-105.
Musa: “Ey Firavun, ben tüm insanların tanrısının görevlendirdiği bir elçiyim.
Görevim size Tanrı hakkında gerçekleri anlatmaktır. Size Tanrı’dan apaçık bir
mucize getirdim. Yakup’un soyunu benimle birlikte gönder” dedi.
106.
“Eğer doğru söylüyorsan, o getirdiğin mucizeyi göster bakalım” dedi.
107. Musa değneğini atınca, gerçek bir yılana dönüştü.
108. Elini kaldırdığında, gözle görülür bir şekilde
bembeyaz parladı.
109-110.
Firavun’un meclis üyeleri: “Bu, gerçekten bilgili bir hoca. Ülkenizi ele
geçirmek istiyor” dediler. Firavun “Ne öneriyorsunuz” dedi.
111-112.
“Onu ve kardeşini beklet. Görevlileri şehirlere gönder, sana bütün bilgili
hocaları getirsinler” dediler.
113.
Hocalar Firavun'un yanına geldiler. “Eğer biz yenersek, ödül verecek misin”
diye sordular.
114.
“Evet, ayrıca sizi yanıma alacağım” dedi.
115. "İlk önce
sen mi başlayacaksın yoksa biz mi başlayalım Musa?" dediler.
116.
“Siz başlayın” dedi. Onlar başlayınca, büyük bir gözboyama yaptılar. İnsanları
aldatarak korkutmaya çalıştılar.
117. Ben de Musa’ya değneğini atmasını bildirdim.
Atınca, onların bütün hilelerini yuttu.
118. Böylece gerçek ortaya çıktı, onların yaptığı
şeyler yok olup gitti.
119. Onlar da yenildiler ve çok utandılar.
120-122.
Hocalar “Biz Musa’nın ve Harun’un tanrısına, tüm insanların tanrısına güveniyoruz artık” diyerek
teslim oldular.
123-124. Firavun
da: "Ben size izin vermeden nasıl ona güvenirsiniz! Bu sizin, iktidarı halkın elinde alıp kendinize
geçirmek için bu şehirde kurduğunuz bir plan. Başkaldırdığınız için ellerinizi
ve ayaklarınızı keseceğim, sonra hepinizi asacağım, göreceksiniz siz!” dedi.
125-126.
Onlar da “Biz Tanrı’ya teslim olduk. Sen sırf, Tanrı’nın mesajı bize aktarıldığında
ona güvendiğimiz için bize düşmanlık ediyorsun” dediler ve “Tanrım bize dayanma
gücü veriniz ve ömrümüz boyunca size teslim olarak yaşamamızı sağlayınız” diye
dua ettiler.
127.
Hanedanının ileri gelenleri Firavun’u: “Musa’yı ve halkını bırakıyor musun!
Onlar ülkede karışıklık çıkarırlar, insanları senden ve senin boyun
eğdiklerinden uzaklaştırırlar” diyerek uyardılar. Bunun üzerine Firavun “Erkek
bebeklerini öldüreğiz kadınlarını istismar edeceğiz, onlara baskı yapacağız”
dedi.
128.
Musa da halkına “Tanrı’ya bağlı kalmaya devam edip ondan yardım dileyin. Bütün
dünya Tanrı’ya aittir. Orada dilediği kulunu yaşatır. Zafer sakınanların
olacak” dedi.
129.
Onlar “Sen gelmeden önce de eziyete uğruyorduk, sen geldikten sonra da
uğruyoruz” dediler. O da “Tanrı düşmanlarınızı ortadan kaldıracak ve ülkede
onların yerine sizi getirecek, böylece sizin ne için çabaladığınıza bakacak”
dedi.
130.
Ben de ders alsınlar diye Firavun hanedanını senelerce kıtlığa ve sıkıntıya
uğrattım.
131.
Onlara bir bolluk geldiğinde “Bu bizim sayemizde” derlerdi, bir sıkıntıya
uğrayınca da Musa ve beraberindekiler yüzünden sıkıntıya uğradıklarını
söylerlerdi. Onları Tanrı sıkıntıya uğratıyordu ama farkında değillerdi.
132.
“Bizi etkilemek için ne kadar mucize gösterirsen göster, sana asla
güvenmeyeceğiz” dediler.
133. Onlara apaçık mucize olarak su taşkınları,
çekirgeler, buğday güveleri, kurbağa istilaları ve kan gönderdim. Buna rağmen
suçlu bir toplum olarak yaşamakta ısrar ettiler.
134. Onlara ceza geldiğinde, “Ey Musa madem o seni
görevlendirdi, bizim için ona istekte bulun. Eğer bu cezayı bizden
kaldırtırsan, sana güveneceğiz ve Yakupoğullarını
seninle birlikte göndereceğiz” dediler.
135. Nasıl olsa sonuna gelecekleri bir süre, cezayı
onlardan kaldırdığımda ise hemen verdikleri sözü çiğnediler.
136. Ben de onları, mesajımı önemsemedikleri ve
güvenmedikleri için onları sular altında bırakarak cezalandırdım.
137. Ülkenin bereketlendirdiğim her yerini de daha
önceden sömürülen halka devrettim. Böylece bağlılık gösterdikleri için Tanrı’nın,
Yakupoğullarına verdiği güzel söz gerçekleşmiş oldu. Firavun’un ve halkının
ürettiği ve inşa ettiği şeyleri de tahrip ettim.
138-140.
Yakupoğullarını denizden geçirdikten sonra kendi yaptıkları heykellere bağlanan
bir topluluğa rastladılar. “Onlarınki gibi bize de bağlanacağımız bir heykel
yap Musa” dediler. Musa da “Siz gerçekten saçmalıyorsunuz. Onların yaptıkları
heykeller yok olacak, yaptıkları şeyler de boşa gidecek. O, insanlar arasından
sizi seçmişken ben sizin Tanrı’dan başkalarına bağlanmanızı ister miyim hiç!”
dedi.
141. Size çok kötü
eziyetler yapan, erkek bebeklerinizi öldüren, kadınlarınızı istismar eden
Firavun hanedanından ben kurtarmıştım sizi. Bu Tanrı’nın size yaptığı büyük bir
iyilikti.
142. Musa'ya otuz gece sonrası için söz verdim, sonra on gece daha
ekledim, böylece Tanrı’nın belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa,
kardeşi Harun’a “Halkım içinde benim yerime geç, onları güzelce yönet,
karışıklık çıkarmaya kalkan olursa izin verme” dedi.
143. Musa belirlenen süreye ulaşıp Tanrı
onunla konuştuktan sonra, “Bana kendinizi gösterin de size bakayım Tanrım” dedi. “Sen beni şimdi göremezsin ama
yine de hemen görmek istiyorsan şu dağa bak, o yerinde durursa sen de beni
görebilirsin” dedi. Tanrı kendini dağa
gösterince, onu yerle bir etti. Musa da bayıldı. Ayılınca, “Siz çok yücesiniz,
size yöneldim ve hemen size güvendim” dedi.
144. “Mesajım ve konuşmam için insanlar arasından seni seçtim Musa.
Sana bildirdiğim mesaja uy, böylece bana karşılık vermiş olursun” dedi.
145-147. Musa’ya o kitapta her konuyla ilgili detaylı açıklama ve her
konuda öğüt yazdım.“Bu kitaba sımsıkı sarıl, halkına da ona güzellikle
sarılmasını söyle. Yoldan çıkanların başına neler geleceğini size göstereceğim.
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları mesajımdan uzak tutacağım. Çünkü
onlara ne zaman mesajımdan bahsedilse, güvenmezler. Doğru yolu gördükleri
halde, o yolda gitmezler. Yanlış yolu görünce hemen ona atlarlar. Onlar
mesajıma güvenmedikleri ve önemsemedikleri için böyledir. Mesajıma güvenmeyen
ve diriliş sonrası hayata kavuşacaklarına güvenmeyenlerin bütün çabaları boşa
gidecek. Yaptıklarının karşılığını görecekler.”
148. Musa’nın yokluğunda onun halkı takılarından uyduruk bir kutsal
sığır heykeli yaptılar. Onlar bu heykelin kendilerine cevap veremediğini,
kendilerine yol gösteremeyeceğini düşünemediler mi! Ama ona bağlandılar ve suç
işlemiş oldular.
149. Yoldan çıktıklarını anlayıp pişman olunca “Tanrım bize acıyıp bağışlamazsa mahvoluruz” dediler.
150. Musa öfkeli ve üzgün bir şekilde halkının yanına dönünce “Arkamdan
ne kötü işler çevirmişsiniz böyle! Tanrı’nın hükmünü bekleyemediniz mi!” dedi.
Kitabı yere koydu, kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. O da “Canım
kardeşim, bu toplum beni zayıf gördü, beni neredeyse öldüreceklerdi. Bana
düşmanları sevindirecek şekilde davranma. Beni suçlularla bir tutma” dedi.
151. Musa: “Tanrım bana ve
kardeşime acıyıp bağışlayınız. Siz son derece merhametlisiniz” diye dua etti.
152. Kutsal sığır inancından vazgeçmeyenlere Tanrı öfkelenmiş ve onları diriliş öncesi hayatta aşağılamıştır.
Ben hurafecileri işte böyle cezalandırırım!
153. Yaptığı kötülükten vazgeçip Tanrı’ya güvenenlere karşı o
bağışlayıcı ve merhametlidir.
154. Musa’nın öfkesi dinince kitabı aldı. Orada yazanlar Tanrı’dan korkanlar için rehber ve rahmetti.
155-157. Musa benden af dilemek için halkından yetmiş kişi seçti.
Şiddetli bir sarsıntıya uğrayınca “Tanrım
dileseydiniz onları ve beni daha önce ortadan kaldırabilirdiniz. Aramızdaki
bazı ahmakların yaptıkları yüzünden şimdi bizi ortadan mı kaldıracaksınız. Bu
sadece sizin bir sınavınızdır. Onunla dilediğinizi doğru yola iletir,
dilediğinizi de terkedersiniz. Bizim sahibimiz sizsiniz. Bizi acıyıp
bağışlayınız, siz son derece bağışlayıcısınız. Diriliş öncesi bu hayatta da
diriliş sonrasında da bize şefkat gösteriniz. Biz size yöneldik” dedi.
O da “Dilediğimi cezalandırırım, merhametim de her şeyden büyüktür.
Benden sakınanlara, kendini arındıranlara, mesajıma güvenenlere ve Tevrat ve
İncil’de bahsedilmiş olan, daha önceki mesajlarımdan habersiz bir halkın
içinden seçilmiş ve doğru şeyleri yapmalarını, yanlış şeylerden sakınmalarını
söyleyen, sağlıklı şeylerin serbest olduğunu, sağlıksız şeylerin yasak olduğunu
bildiren, üzerlerindeki zincirleri ve boyundurukları kaldıran Haberci Elçi’yi
dinleyenlere, ona güvenenlere, onu savunanlara, ona yardım edenlere, ona
sunduğum aydınlatıcı mesaja uyanlara merhamet edeceğim. İşte kurtulacak olanlar
bunlardır!” dedi.
158. Onlara şunu söyle: “Ey insanlar ben evrenin hakimi, kendisinden başka boyun eğilecek
hiçkimsenin olmadığı, hayat veren ve alan Tanrı’nın hepiniz için görevlendirdiği
elçisiyim.”
Siz de Tanrı'nın daha önceki mesajlarından habersiz bir halkın içinden
seçilmiş haberci elçisine güvenin. O da Tanrı’ya ve mesajına güveniyor. Doğruyu
bulmak için onu dinleyin.
159. Musa’nın halkından mesajıma güvenen ve kendini düzelten insanlar
da vardı.
160. Musa’nın halkını on iki topluluğa ayırdım. Halkı Musa’dan su
isteyince, ona “Değneğini taşa vur” diye bildirdim. Kayadan pınar fışkırdı ve
on iki kola ayrıldı. Her grup hangi pınarı kullanacağını belirledi. Onları
bulutlarla gölgelendirdim. “Size sunduğum sağlıklı şeylerden yiyin” diyerek
değerli bir mesaj sundum. Onlar bana bir zarar vermedi sadece kendilerine yazık
ettiler.
161. Onlara “Şu şehre girin, istediğiniz yerine yerleşin. Bağışlanma
dileyin ve bana itaat edin ki yanlışlarınızı bağışlayayım. Kendini
düzeltenlerin karşılığını fazlasıyla vereceğim” denilmişti.
162. Fakat mesajımı umursamayanlar, kendilerine verilen emirleri
bambaşka hale soktular. Ben de suçlu oldukları için onlara felaket yağdırdım.
163. Onlara toplantı günü kuralına karşı gelen deniz kıyısındaki şehrin
başına gelenleri sor. Toplandıkları gün oraya akın akın balık geliyordu.
Toplantı günü kuralına uymadıklarında ise hiç gelmiyordu. Yoldan çıktıkları
için onları böyle sınıyordum.
164. Onlardan bazıları “Tanrı’nın ortadan kaldıracağı veya acı bir
şekilde cezalandıracağı bu kişilere neden öğüt veriyorsunuz” diye sordular.
Onlar da “Tanrı’ya karşı sorumluluğumuzu
yerine getirmek için ve onlar da sakınsınlar diye” dediler.
165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları önemsemeyince, kötülükten
sakınanları kurtardım, suçluları da yoldan çıktıkları için şiddetli bir şekilde
cezalandırdım.
166. Yani kendilerine yasaklanan şeyleri ısrarla yapmaya devam edince
onlara “Taklitçi maymunlar olarak kalın öyleyse” dedim.
167. İşte o zaman Tanrı diriliş
gününe kadar bu tür insanlara kötü eziyetler yapan kişileri musallat edeceğini
bildirmiş oldu. Tanrı’nın yargılaması çok hızlıdır. O bağışlayıcı ve
şefkatlidir.
168. Sonra onları dünyanın değişik yerlerine parça parça dağıttım.
Onlardan kendini düzelten kişiler de vardır, öyle olmayanlar da. Teslim
olmaları için onları hem rahatlık hem de sıkıntılarla sınadım.
169. Onların ardından mesajı devralan diğer nesiller geldi. Onlar
“Nasıl olsa sonunda bağışlanacağız” diyerek diriliş öncesi bu hayatın geçici
menfaatlerine bağlandılar. Bu şekilde bir menfaat verildiğinde hemen onu
sahiplenirler. Halbuki onlara da Tanrı hakkında sadece gerçekleri söylemeleri
gerektiği, onun mesajını öğrenmeleri gerektiği, sakınanlar için diriliş sonrası
hayatın daha iyi olduğu bildirilmişti! Bunları hiç düşünmüyorlar mı?
170. Mesajıma sımsıkı sarılan ve onu uygulayanlara gelince, ben elbette
kendini düzeltenleri karşılıksız bırakmam.
171. Onları o dağın eteğine yerleştirmiştim. Onlara gölgelik gibi oldu.
Üstlerine düşeceğinden korkuyorlardı. “Size bildirdiklerime sımsıkı sarılın,
kurtulabilmeniz için onun içeriğinden ders alın” diye bildirdim.
172-173. Diriliş günü “Bizim bir şeyden haberimiz yoktu” veya
“Atalarımız senden başkalarına boyun eğiyorlardı, biz de onların izinden
yürüyen bir nesiliz. Bize öncülük edenlerin yaptıkları yüzünden bizden intikam
mı alacaksın” dememeniz için Tanrı bütün
insanlığa mesajını sunarak boyun eğmeleri gereken tek kişinin kendisi olduğunu
açıkça ortaya koymuş ve böylece onlar da haberdar olmuştur.
174. Yani teslim olmaları için mesajımı net bir şekilde ulaştırdım.
175. Ona mesajımı bildirdiğim halde kendini onlardan alakasız gören
kişinin durumunu anlat onlara. Böylece saptırıcılarla yoldaş olur, doğru yoldan
çıkıp gider.
176. Dileseydim, onu mesajımla yüceltirdim. Ama o dünyaya bağlandı,
keyfine göre hareket etti. Onun durumu, üstüne gitsen de kendi haline bıraksan
da hırlayan bir köpek gibidir. Mesajıma güvenmeyenlerin durumu işte böyledir.
Düşünmeleri için onlara bu örnekleri anlatmaya devam et.
177. Mesajıma güvenmeyen ve kendilerine yazık edenlerin durumu çok
kötüdür.
178. Tanrı kimi kurtarırsa onlar kurtulacak, kime hüküm giydirirse
onlar da mahvolacaklar.
179. Anlama kavrama yetenekleri ve bilinci olduğu halde görmezlikten
duymazlıktan gelen ve düşünmeyen birçok kişiyi cehenneme savuracağım. Onlar
hayvan gibidir, hatta onlardan daha aşağı bir durumdadırlar. Çünkü onlar
mesajımı önemsemiyorlar.
180. Bütün güzel özellikler Tanrı’nındır. Siz de ona bu özellikleriyle
hitap edin. Onun özellikleri hakkında çarpıtma yapanlara aldırış etmeyin. Onlar
yaptıklarının cezasını çekecekler.
181. Yarattıklarımdan mesajıma güvenen ve kendini düzelten kişiler de
vardır.
182. Mesajıma güvenmeyenleri hiç görmedikleri bir şekilde cezalandıracağım.
183. Şimdilik onlara sadece biraz süre veriyorum, Benim planım çok
sağlamdır.
184. Arkadaşınız Muhammed’in cinlenmediğini, onun sadece net bir
şekilde uyaran biri olduğunu anlamıyor musunuz!
185. Evrenin hakimiyetini, Tanrı’nın oluşturduğu her şeyi ve kendinize
verilmiş sürenin sonuna yaklaşmış olabileceğinizi düşünmüyor musunuz! Benim
mesajım dışında hangi söze güvenebilirsiniz!
186. Tanrı’nın terkettiklerini hiçkimse doğru yola iletemez. Onları
kendi hallerine bırakır, sınırı aşmış bir şekilde başıboş yaşayıp giderler.
187. Sana kıyametin ne zaman gerçekleşeceğini soruyorlar. Onlara: “Onu
sadece Tanrı bilir ve vakti gelince onu Tanrı’dan başkası gerçekleştiremez. Evren buna
göre ayarlanmıştır. O size ansızın gelecek” de. Sanki sana kıyamet hakkında
bilgi verilmiş gibi onu sana soruyorlar. Onlara şunu söyle: “Onu sadece Tanrı
bilir ama halkın çoğu bunun farkında değil!”
188. Onlara şunu söyle: “Tanrı’nın dilemesi dışında, kendime bile bir
fayda sağlamak veya kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer
geleceği bilseydim, başıma hiçbir sıkıntı gelmez hep rahat yaşardım. Fakat ben
sadece güvenenleri müjdelemek ve uyarmakla görevli biriyim.”
189. O hepinizi tek bir şeyden oluşturup birlikte yaşamanız için size
kendi cinsinizden eşler var etmiştir. Eşiyle birleşince hafif bir yük yüklenir
ve onu bir süre taşır. Hamilelik ilerlediğinde Tanrı’ya “Eğer bize düzgün bir
çocuk verirsen, biz de bunun karşılığını vereceğiz” diye yalvarırlar.
190. Onlara düzgün bir çocuk verdiğinde de kendilerine verilen çocuk
hakkında Tanrı’nın hükmüne başkalarını ortak ederler. Tanrı onların boyun
eğdikleri kişilerden yücedir.
191-193. Hiçbir şey yaratamayan, kendileri yaratılmış olan, ne onları
ne kendilerini koruyamayan, yol göstermeleri için çağırsanız da size karşılık
veremeyen, kendilerine yalvarsanız da sussanız da hiçbir şey farketmeyen
şeyleri Tanrı’nın hükmüne ortak mı ediyorlar!
194. Tanrı’nın dışında boyun eğdikleriniz de sizin gibi bir kuldur.
Eğer haklıysanız, haydi onları çağırın da size karşılık versinler bakalım!
195-198. Onların yürüyen ayakları, tutan elleri, gören gözleri, işiten
kulakları mı var! Onlara şunu söyle: “Haydi Tanrı’nın dışında boyun
eğdiklerinizi çağırın da hiç beklemeden bana bir dolap çevirin bakalım. Ben
sadece bu mesajı sunan Tanrı’ya itaat ederim. Sadece ona itaat edenler, doğruyu
yapmış olurlar. Onun dışında boyun eğdikleriniz sizi koruyamaz, onlar
kendilerini bile koruyamazlar. Onları yol göstermeleri için çağırsanız sizi
işitemezler. Onları sanki size bakıyormuş gibi görürsünüz ama onlar sizi
göremezler!”
199. Sen onları kafana takma. Doğru olan şeyi yap. Mesajımı
önemsemeyenlere aldırış etme.
200. O saptırıcılar seni kışkırtmaya çalışırsa Tanrı’ya sığın. O her
şeyi işitir ve bilir.
201. Saptırıcılar sakınanları kışkırtmaya çalışırsa, onlar düşünüp
gerçeği görürler.
202. Saptırıcılar sadece kendilerine yoldaşlık edenleri yanlışa
saptırırlar ve onların peşlerini bırakmazlar.
203. Onlara mesaj aktarmadığın zamanlar, kendi aklından bir şeyler
anlatmanı istiyorlar. Onlara şunu söyle: “Ben sadece Tanrı’nın bana
bildirdiklerine uyarım. İşte bu, Tanrı’dan
gelen net bir mesaj ve güvenenler için rehber ve şefkattir.”
204. Bu mesaj size aktarılırken dikkatli bir şekilde dinleyin ki size
merhamet edilsin.
205. Tanrı’ya teslim olarak samimiyetle sabah akşam sesini yükseltmeden
içinden onu an, bunu önemsemezlik yapma.
206. Tanrı’nın yanındakiler, ona itaat etmekten çekinmezler. Daima ona
itaat edip onun hükmünü yerine getirirler.