.

.
.

9 Aralık 2016

Araf Suresi


1. E, l, m, s…
2. Bu; insanları uyarman için sana sunduğum ve güvenenlere bir öğüt olan mesajdır. Hiç moralini bozma.
3. Tanrı’dan size sunulan bu mesaja uyun, ondan başkalarına uymayın. Ne kadar azınız önemsiyorsunuz!
4. Halbuki ben nice şehri gece uyurken veya gündüz dinlenirken ortadan kaldırdım.
5. Kendilerine cezam geldiğinde “Gerçekten biz suçluymuşuz” diye feryat ettiler.
6. Bütün elçileri de, toplumları da yargılayacağım.
7. Onlara bütün yaptıklarını bildiğimi göstereceğim, çünkü ben onlardan habersiz değildim.
8. O gün yargılama adaletli bir şekilde gerçekleşecek. Kim el üstünde tutulursa, onlar kurtulacak.
9. Kim de rezil edilirse, onlar da mesajımı umursamadıkları için kendilerini zarara sokmuş olacaklar.
10. Sizi dünyada yaşatıyor ve orada hayatınızı sürdürmenizi sağlayacak her şeyi oluşturuyorum. Buna rağmen çok azınız bunların karşılığını veriyorsunuz!
11. Ben sizi oluşturup şekil verdim. O doğa güçlerine insana hizmet etmelerini söyledim. Onlar insana hizmet ediyorlar ama kendi benliği ona hizmet etmiyor.
12. “Sana emrettiğim halde sen neden itaat etmiyorsun?” “Ben ondan üstünüm, beni enerjiden onu çamurdan oluşturdun.”
13. “Çık oradan, sen orada üstünlük taslayamazsın! Defol, sen alçağın birisin!”
14. “Öyleyse, diriliş gününe kadar bana mühlet ver.”
15. “Tamam, sana mühlet verilecek.”
16-17. “Madem beni dışladın, senin doğru yolun hakkında onlara pusu kurarım. Onları gizlice ve açıkca, iyilikle ve kötülükle kandırırım. Onların çoğu sana karşılık vermez.”
18-19. “Rezil ve dışlanmış bir şekilde defol. Onlardan kim sana uyarsa hepinizi cehenneme dolduracağım. Ey bütün insan türleri bu gezegende yaşayın, istediğiniz yerine yerleşin ama şu ilkeleri çiğnemeyin, yoksa suç işlemiş olursunuz.”
20. Saptırıcılar ise: “Tanrı’nın koyduğu bu yasaklar güç sahibi olmanızı, rahat bir hayat sürmenizi engelliyor” diyerek farkında olmadıkları kötülük yönlerini ortaya çıkarmak için onları kışkırtıyor.
21. “Ben sadece sizin iyiliğinizi istiyorum” diye onlara yemin bile ediyor.
22. Bu şekilde konuşarak onları aldatıyor. O ilkeleri çiğnediklerinde, kötü yanları ortaya çıkmış oluyor ve hemen yaptıkları yanlışın üstünü mantıklı mazeretlerle örtmeye başlıyorlar. Tanrı onlara “Ben size o yasakları koyup saptırıcılar sizin tam bir düşmanınızdır diye uyarmamış mıydım” diyor.
23. Onlar da: “Tanrım biz bir yanlış yaptık. Bize acıyıp bağışlamazsan, mahvoluruz” diyorlar.
24. “Hepiniz o halde kalın. Siz birbirinize düşmansınız. Dünyada sizin için çok uzun bir süreye kadar faydalanma ve yaşama imkanı verilecektir” diyor.
25. “Dünyada yaşayacak, dünyada ölecek ve dünyada diriltileceksiniz.”
26. Ey insanlar! Sizin kötülük yönlerinizi örtecek süslü bir elbise sundum. İşte o Tanrı’dan sakınma elbisesidir, sizin için her şeyden üstündür. O, Tanrı’nın öğüt almanız için size sunduğu mesajıdır.
27. Ey insanlar! Saptırıcılar kötülük yönlerini ortaya çıkarmak için atalarınızı o elbiseden sıyırıp hasbahçe mükafatını kazanmalarına engel olduğu gibi sizi de aldatmasın. Siz onları tanımasanız da onlar ve yoldaşları sizi iyi tanıyor. O saptırıcıları, güvenmeyenlere dost yaptım.
28. Onlar bir kötülük yaptıklarında “Biz atalarımızdan böyle öğrendik, Tanrı böyle emretmiş” diyorlar. Onlara şunu söyle: "Tanrı kötülüğü emretmez. Siz Tanrı'nın adını kullanarak yalan uyduruyorsunuz!"
29. Onlara şunu söyle: "Tanrı adaleti ve her yerde ona itaat etmenizi, hükümlerinizi katkısız bir şekilde ondan alarak kendisine boyun eğmenizi emretti. Sizi en başta nasıl oluşturduysa, ileride de diriltecek."
30. Bazılarını kurtaracak, bazıları da mahkum edilecek. Çünkü onlar Tanrı’yı bırakıp saptırıcılara boyun eğiyorlar. Buna rağmen doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
31. Ey insanlık! Her yerde kendinize çeki düzen verin. Serbestsiniz ama sınırı aşmayın. O, sınırı aşanları sevmez.
32. Onlara: “Tanrı’nın kullarına sunduğu güzellikleri ve sağlıklı besinleri kim yasaklayabilir!” de ve şunu ekle: “Güvenenlerin diriliş öncesi hayatta onlardan payı vardır, diriliş gününde sadece onların olacaktır.” Öğrenmek isteyenler için mesajımı işte böyle ayrıntılı olarak anlatıyorum.
33. Onlara şunu söyle: “Tanrı gizli ve açık kötülükleri, suçları, haksız yere saldırıyı ve öyle bir yetki vermediği halde Tanrı’nın verdiği hükme müdahale edebileceğini sandığınız kişilere boyun eğmenizi ve Tanrı'nın adını kullanarak yalan uydurmanızı yasaklamıştır.”
34. Her insanın bir süresi vardır. Hiçkimse süresi dolduğunda onu bir an bile erteleyemez veya öne alamaz.
35. Ey insanlık! Aranızdan seçilmiş elçiler size mesajımı aktarmıştır. Kim benden sakınır ve kendini düzeltirse, onlar korkmayacak ve üzülmeyecekler.
36. Kim de mesajıma güvenmez ve aykırı davranırsa, onlar da sonsuza kadar ateşte kalacaklar.
37. Tanrı'nın adını kullanarak yalan uyduran veya onun mesajına güvenmeyenlerden daha suçlu kim olabilir! Onlar kendilerine verilen ömrü yaşarlar ve sonunda elçilerim hayatlarına son vermek için geldiğinde onlara: “Tanrı’yı bırakıp da boyun eğdikleriniz hani nerede!” derler. Onlar da “Bizi yüzüstü bıraktılar” derler. Böylece güvenmemiş kimseler olduklarına kendileri de tanıklık ederler.
38. Onlara, “Sizden önce yaşamış olan diğer insanlarla birlikte siz de ateşe girin bakalım” diyecek. Ateşe giren her kişi yoldaşlarını lanetleyecek. Sonunda hepsi oraya girdiğinde, kitleler liderleri için “Bizi yanlışa sürükleyenler işte bunlardı Tanrım onların ateşte cezasını kat kat artır” derler. O da “Hepinize kat kat ama farkında değilsiniz” der.
39. Bunun üzerine onların liderleri: “Sizin bize bir üstünlüğünüz yoktu. Yaptıklarınıza karşılık cezanızı çekin” derler.
40. Mesajıma güvenmeyen ve ona aykırı davrananlara Yüce Kapılar açılmaz ve hiçbir koşulda hasbahçeye giremezler. Suçlulara işte böyle karşılık veririm.
41. Cehennem onları her taraftan saracak. Suçluları işte böyle mükafatlandırırım.
42. Güvenen ve kendini düzeltenler –ki ben hiçkimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla sorumlu tutmam- işte onlar da içinde sonsuza dek kalmak üzere hasbahçeye girecekler.
43. İçlerinden kötülük yapabilme duygusunu çıkarırım. Önlerinden dereler akar. “Bütün övgülere layık hüküm, bizi buraya ulaştıran Tanrı’ya aittir. Tanrı bizi ulaştırmasaydı, biz kendi başımıza ulaşamazdık. Tanrı’nın elçileri gerçeği bildirmişler” derler. Ve onlara “Çabanıza karşılık size devredilen hasbahçe işte bu!” diye seslenilir.
44-45. Hasbahçeye girenler ateşe girenlere “Biz Tanrı’nın bize söz verdiklerinin gerçekleştiğini gördük, siz de Tanrı’nın söz verdiklerinin gerçekleştiğini gördünüz mü” diye seslenirler. Onlar da “Evet” derler. Ve aralarından biri “Tanrı, diriliş sonrası hayatın gerçekleşeceğine güvenmeyen, insanları onun mesajına uymaması için oyalayan ve onu sapkınlık olarak göstermeye çalışan suçluları dışlamıştır” diye bağırır.
46. İki taraf arasında bir engel vardır. Bekleme sahasında birçoğunu yaşantılarından tanıyan kişiler vardır. Hasbahçeye henüz girmemiş ama gireceklerini uman bu kişiler, bahçedekilere “Selam size” diye seslenirler.
47. Bakışları ateştekilere doğru çevrildiğinde ise “Tanrım bizi bu suçlularla bir araya getirme” derler.
48-49. Bekleme sahasındakiler yaşantılarından tanıdıkları bazı kişilere “Ne yığdığınız mallar ne de saygınlık kazandığınız şeyler sizi kurtaramadı. Tanrı onları cennete sokmaz diye ahkam kestiğiniz kişiler bunlar mıydı!” diye bağırırlar. Tam bu sırada onlara da “Haydi siz de girin hasbahçeye! Artık hiç korkmayacak ve üzülmeyeceksiniz” diye seslenilir.
50-51. Ateştekiler hasbahçedekilere “Bize de biraz su veya Tanrı’nın size verdiği diğer şeylerden gönderin” diye seslenirler. Onlar da “Tanrı bunları, mesajına aldırış etmeyip önemsemeyen, diriliş öncesi hayata aldanan ve kendisine güvenmemiş olanlara yasakladı” derler. Onlar böyle bir gün ile karşılaşacaklarını önemsemedikleri ve mesajıma güvenmedikleri için artık ben de onları önemsemeyeceğim.
52. Halbuki ben onlara sağlam bir şekilde ayrıntılı olarak anlattığım ve güvenenler için rehber ve rahmet olan mesajımı sunmuştum.
53. Onlar hâla, bu mesajda anlatılanların gerçekleşmesini bekliyorlar. Onlar gerçekleştiğinde, daha önceden onu önemsememiş olanlar “Tanrı’nın elçileri gerçeği bildirmişler. Bizi kurtarabilecek hiçkimse yok mu veya öncekinden farklı davranmak için bir fırsat daha verilir mi” derler. Onlar kendilerini zarara uğratmış olurlar ve uydurdukları şeyler kendilerini yüzüstü bırakır.
54. Hepinizin tanrısı evreni altı evrede oluşturan, her şeyin hakimi olan Tanrı’dır. Aralıksız bir şekilde geceyi gündüze döndürür. Güneş, ay ve yıldızlar onun emri altındadır. Dikkat edin, yaratmak da hüküm koymak da sadece onun hakkıdır. Tüm insanların tanrısı çok yücedir.
55. Tanrı’ya teslim olarak samimiyetle ona itaat edin. O kendisine karşı gelenleri sevmez.
56. Onun düzene koyduğu dünyada karışıklık çıkarmayın. Korku ve umutla ona itaat edin. Tanrı, kendini düzeltenlere merhametini sunar.
57. O, merhametinin önünden rüzgarları müjdeci olarak gönderir. Sonra onlar yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onları kuru toprağa sürükler ve onlardan yağmur yağdırıp onunla her türlü ürünleri çıkarırım. İşte ben ölüleri böyle diriltirim. Umarım buradaki öğüdü görürsünüz…
58. Verimli toprak Tanrı’nın izniyle ürün verir. Çorak toprak da sıkıntıdan başka bir şey vermez. Karşılık vermek isteyenler için mesajımı işte böyle detaylı olarak anlatıyorum.
59. Daha önceden Nuh’u da halkına elçi olarak görevlendirmiştim. “Ey halkım, Tanrı’ya boyun eğin. Ondan başka hiçbir kimseye boyun eğmemeniz gerekiyor. Yoksa korkarım ki bir gün dehşetli bir şekilde cezalandırılırsınız” dedi.
60. Halkının kodamanları: “Biz senin büyük bir sapkınlık içinde olduğunu düşünüyoruz” dediler.
61-63. O da “Ey halkım, ben sapkın değilim. Ben tüm insanların tanrısının görevlendirdiği bir elçiyim. Size Tanrı’nın mesajını aktarıyorum. Size öğüt veriyorum ve Tanrı’nın sayesinde sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. Sizi uyarması ve sizin de sakınıp merhamete uğrayabilmeniz için aranızdan bir kişi aracılığıyla Tanrı’dan size mesaj gelmesine mi şaşırıyorsunuz?” dedi.
64. Halkı ona güvenmedi. Ben de onu ve onunla birlikte gemide olanları kurtardım ve mesajıma güvenmeyenleri sular altında bıraktım. Onlar kendini karanlığa gömen bir toplumdu.
65. Âd toplumu için de soydaşları Hud’u elçi olarak görevlendirdim. “Ey halkım, Tanrı’ya boyun eğin. Ondan başka hiçbir kimseye boyun eğmemeniz gerekiyor. Hiç ondan sakınmıyor musunuz” dedi.
66. Halkından güvenmeyenlerin kodamanları: “Biz senin kafayı yediğini düşünüyoruz. Sahtekar biri olduğuna inanıyoruz” dedi.
67-69. O da “Ey halkım, ben kafayı yemedim. Ben tüm insanların tanrısının görevlendirdiği bir elçiyim. Size Tanrı’nın mesajını aktarıyorum. Ben size öğüt veren güvenilir biriyim. Sizi uyarması için aranızdan bir kişi aracılığıyla Tanrı’dan size mesaj gelmesine mi şaşırıyorsunuz? Tanrı’nın; Nuh toplumundan sonra gelen nesil olarak sizi oluşturduğunu, vücudunuzu boyut olarak daha iri yaptığını unutmayın. Kurtuluşa erebilmek için Tanrı’nın mesajını hiç unutmayın” dedi.
70. Onlar da “Sen bize sadece Tanrı’ya itaat etmemizi ve atalarımızın eskiden beri itaat ettiği kişilere itaat etmekten vazgeçmemizi mi istiyorsun! Eğer haklıysan bizi tehdit ettiğin şeyi gerçekleştir hadi!” dediler.
71. O da “Tanrı size öfkelendi ve sizi cezalandırmaya karar verdi! Kendinizin ve atalarınızın yücelttiği ve Tanrı’nın hiçbir yetki vermediği isimler hakkında mı tartışıyorsunuz benimle! Bekleyin bakalım, hep birlikte bekleyip göreceğiz!" dedi.
72. Ben de onu ve beraberindekileri şefkatli bir şekilde kurtardım. Mesajıma güvenmeyen ve aykırı davrananların kökünü kuruttum.
73-74. Semud toplumu için de soydaşları Salih’i elçi olarak görevlendirdim. “Ey halkım, Tanrı’ya boyun eğin. Ondan başka hiçbir kimseye boyun eğmemeniz gerekiyor. Size Tanrı’dan net bir mesaj geldi. Ve işte size Tanrı'nın mucize olarak verdiği dişi deve. Onu özgür bırakın, Tanrı'nın topraklarında otlasın. Ona bir kötülük yapmayın yoksa acı bir cezaya çarptırılırsınız. Tanrı’nın; Âd toplumundan sonra gelen nesil olarak sizi oluşturduğunu, ovalarında saraylar yapıp dağlarında evler yonttuğunuz bu topraklara sizi yerleştirdiğini unutmayın. Ülkeyi berbat etmeyin ve Tanrı’nın mesajını hiç unutmayın" dedi.
75. Halkının sömürücü kodamanları, ezilenlerin arasından güvenenlere: “Siz Salih’in, Tanrı tarafından görevlendirilmiş bir elçi olduğunu kabul ediyor musunuz” diye sordular. Onlar da “Biz onun aktardığı mesaja güveniyoruz” dediler.
76. Sömürücüler “Siz güvenseniz de biz güvenmiyoruz” dediler.
77. Tanrı’nın hükmüne karşı çıkıp o dişi deveyi kestiler. “Eğer sen gerçekten Tanrı'nın elçisiysen bizi tehdit ettiğin şeyi gerçekleştir hadi Salih” dediler.
78. Sonra korkunç bir felakete uğradılar. Yurtlarında yere serilip kaldılar.
79. Salih de “Ey halkım, ben size Tanrı’nın mesajını aktardım, size öğüt verdim ama siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz” dedi ve dönüp gitti.
80-81. Lut’u da halkı için elçi olarak görevlendirmiştim. Halkına “Siz daha önce hiçbir insanın yapmadığı bir kötülük yapıyorsunuz! Kadınları bırakıp cinsel duygularla erkeklere yaklaşıyorsunuz. Siz gerçekten sınırı aşan bir toplumsunuz!” dedi.
82. Halkının “Onları şehrinizden çıkarın, onlar namuslu kalmak isteyen insanlar” demekten başka bir cevabı olmadı.
83. Ben de onu ve ailesini kurtardım. Karısı hariç çünkü o da pisliğe bulaşmış biriydi.
84. Onlara bir felaket yağdırdım. Bak o suçluların sonu nasıl oldu!
85-87. Medyen için de soydaşları Şuayip’i elçi olarak görevlendirmiştim. "Ey halkım, Tanrı’ya boyun eğin. Ondan başka hiçbir kimseye boyun eğmemeniz gerekiyor. İşte size Tanrı’dan net bir mesaj geldi. Ölçüyü tartıyı tam yapın, milletin malının değerini eksik göstermeyin. Onun düzene koyduğu dünyada karışıklık çıkarmayın. Eğer güveniyorsanız, böylesi sizin için daha iyidir. Her köşe başını tutup çeşitli vaatlerde bulunarak insanları Tanrı'nın mesajına güvenmekten vazgeçirmeye ve onu sapkınlık olarak göstermeye çalışmayın! Siz azınlık olduğunuz halde, onun sizi artırdığını unutmayın. Karışıklık çıkaranların sonunun nasıl olduğunu bir düşünün. Madem ki aranızdan bazıları benim aktardığım mesaja güveniyor, bazıları da güvenmiyor, öyleyse Tanrı aramızda hükmünü verinceye kadar bekleyin. O en iyi hükmü verir” dedi.
88-89. Halkının sömürücü kodamanları: "Bak Şuayip ya dinimize geri dönersiniz ya da seni de sana güvenenleri de şehrimizden kovarız" dediler. O da “Bizi buna zorlayamazsınız! Tanrı bizi ondan kurtardığı halde sizin dininize geri dönersek, Tanrı'nın adını kullanarak yalan uydurmuş oluruz. Tanrı'nın izniyle sizin dininize asla dönmeyeceğiz. O her şeyi biliyor. Biz ona teslim olduk. Tanrım bizimle halkımız arasında adil hükmünüzü veriniz. Siz her zaman en adil hükmü verirsiniz” dedi.
90. Halkından güvenmeyenlerin kodamanları: “Eğer Şuayip’in peşinden gitmeye devam ederseniz, siz de zarar göreceksiniz” dediler.
91. Sonra korkunç bir felakete uğradılar. Yurtlarında yere serilip kaldılar.
92. Şuayip’e güvenmeyenler, sanki orada daha önce hiç yaşamamış gibi oldular. Asıl zarar görenler, Şuayip'e güvenmeyenler oldular.
93. Şuayip de “Ey halkım, ben size Tanrı’nın mesajını aktardım ve size öğüt verdim. Güvenmeyenlere neden üzüleyim ki!" dedi ve dönüp gitti.
94. Hangi şehir için elçi görevlendirdiysem, teslim olsunlar diye onları sıkıntılara ve zorluklara uğrattım.
95. Sonra o kötü günlerin ardından iyi günleri getirdim, sonunda gevşediler. "Atalarımız da sıkıntı ve rahatlık yaşamış” dediler. Ben de onları ansızın hiç ummadıkları bir anda cezalandırdım.
96. Eğer o şehirlerin halkları güvenip sakınsalardı, onlara göğün ve yeryüzünün bolluklarını açardım. Ama onlar güvenmediler, ben de onları yaptıkları yüzünden cezalandırdım.
97-98. Peki şimdiki şehir halkları, geceleyin uyurken ve gündüz oyalanırken onları cezalandırmayacağımdan güvendeler mi?
99. Onlar Tanrı'nın planından güvendeler mi! Zararda olanlardan başkası kendini Tanrı'nın planından güvende hissetmez.
100. Önceki toplumların ardından dünyaya gelenler, eğer dilersem onları da suçları yüzünden cezalandırabileceğimi veya bilinçlerini kapatıp onları anlamaz hale getirebileceğini düşünmüyorlar mı?
101. Sana haberlerini anlattığımız toplumlara da kendileri için görevlendirilmiş elçiler net bir mesaj aktarmıştı ama onlar daha önceden ona aykırı bir hayat süregeldikleri için güvenmediler. Tanrı, güvenmeyenlerin bilincini açmaz.
102. Onların çoğunda bağlılık bulamadım, onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdi.
103. Sonra onların ardından Musa'yı Firavun ve onun meclis üyeleri için mucizelerimle birlikte elçi olarak görevlendirmiştim ama umursamadılar. Bak o bozguncuların sonu nasıl oldu!
104-105. Musa: “Ey Firavun, ben tüm insanların tanrısının görevlendirdiği bir elçiyim. Görevim size Tanrı hakkında gerçekleri anlatmaktır. Size Tanrı’dan apaçık bir mucize getirdim. Yakup’un soyunu benimle birlikte gönder” dedi.
106. “Eğer doğru söylüyorsan, o getirdiğin mucizeyi göster bakalım” dedi.
107. Musa değneğini atınca, gerçek bir yılana dönüştü.
108. Elini kaldırdığında, gözle görülür bir şekilde bembeyaz parladı.
109-110. Firavun’un meclis üyeleri: “Bu, gerçekten bilgili bir hoca. Ülkenizi ele geçirmek istiyor” dediler. Firavun “Ne öneriyorsunuz” dedi.
111-112. “Onu ve kardeşini beklet. Görevlileri şehirlere gönder, sana bütün bilgili hocaları getirsinler” dediler.
113. Hocalar Firavun'un yanına geldiler. “Eğer biz yenersek, ödül verecek misin” diye sordular.
114. “Evet, ayrıca sizi yanıma alacağım” dedi.
115. "İlk önce sen mi başlayacaksın yoksa biz mi başlayalım Musa?" dediler.
116. “Siz başlayın” dedi. Onlar başlayınca, büyük bir gözboyama yaptılar. İnsanları aldatarak korkutmaya çalıştılar.
117. Ben de Musa’ya değneğini atmasını bildirdim. Atınca, onların bütün hilelerini yuttu.
118. Böylece gerçek ortaya çıktı, onların yaptığı şeyler yok olup gitti.
119. Onlar da yenildiler ve çok utandılar.
120-122. Hocalar “Biz Musa’nın ve Harun’un tanrısına, tüm insanların tanrısına güveniyoruz artık” diyerek teslim oldular.
123-124. Firavun da: "Ben size izin vermeden nasıl ona güvenirsiniz! Bu sizin, iktidarı halkın elinde alıp kendinize geçirmek için bu şehirde kurduğunuz bir plan. Başkaldırdığınız için ellerinizi ve ayaklarınızı keseceğim, sonra hepinizi asacağım, göreceksiniz siz!” dedi.
125-126. Onlar da “Biz Tanrı’ya teslim olduk. Sen sırf, Tanrı’nın mesajı bize aktarıldığında ona güvendiğimiz için bize düşmanlık ediyorsun” dediler ve “Tanrım bize dayanma gücü veriniz ve ömrümüz boyunca size teslim olarak yaşamamızı sağlayınız” diye dua ettiler.
127. Hanedanının ileri gelenleri Firavun’u: “Musa’yı ve halkını bırakıyor musun! Onlar ülkede karışıklık çıkarırlar, insanları senden ve senin boyun eğdiklerinden uzaklaştırırlar” diyerek uyardılar. Bunun üzerine Firavun “Erkek bebeklerini öldüreğiz kadınlarını istismar edeceğiz, onlara baskı yapacağız” dedi.
128. Musa da halkına “Tanrı’ya bağlı kalmaya devam edip ondan yardım dileyin. Bütün dünya Tanrı’ya aittir. Orada dilediği kulunu yaşatır. Zafer sakınanların olacak” dedi.
129. Onlar “Sen gelmeden önce de eziyete uğruyorduk, sen geldikten sonra da uğruyoruz” dediler. O da “Tanrı düşmanlarınızı ortadan kaldıracak ve ülkede onların yerine sizi getirecek, böylece sizin ne için çabaladığınıza bakacak” dedi.
130. Ben de ders alsınlar diye Firavun hanedanını senelerce kıtlığa ve sıkıntıya uğrattım.
131. Onlara bir bolluk geldiğinde “Bu bizim sayemizde” derlerdi, bir sıkıntıya uğrayınca da Musa ve beraberindekiler yüzünden sıkıntıya uğradıklarını söylerlerdi. Onları Tanrı sıkıntıya uğratıyordu ama farkında değillerdi.
132. “Bizi etkilemek için ne kadar mucize gösterirsen göster, sana asla güvenmeyeceğiz” dediler.
133. Onlara apaçık mucize olarak su taşkınları, çekirgeler, buğday güveleri, kurbağa istilaları ve kan gönderdim. Buna rağmen suçlu bir toplum olarak yaşamakta ısrar ettiler.
134. Onlara ceza geldiğinde, “Ey Musa madem o seni görevlendirdi, bizim için ona istekte bulun. Eğer bu cezayı bizden kaldırtırsan, sana güveneceğiz ve Yakupoğullarını seninle birlikte göndereceğiz” dediler.
135. Nasıl olsa sonuna gelecekleri bir süre, cezayı onlardan kaldırdığımda ise hemen verdikleri sözü çiğnediler.
136. Ben de onları, mesajımı önemsemedikleri ve güvenmedikleri için onları sular altında bırakarak cezalandırdım.
137. Ülkenin bereketlendirdiğim her yerini de daha önceden sömürülen halka devrettim. Böylece bağlılık gösterdikleri için Tanrı’nın, Yakupoğullarına verdiği güzel söz gerçekleşmiş oldu. Firavun’un ve halkının ürettiği ve inşa ettiği şeyleri de tahrip ettim.
138-140. Yakupoğullarını denizden geçirdikten sonra kendi yaptıkları heykellere bağlanan bir topluluğa rastladılar. “Onlarınki gibi bize de bağlanacağımız bir heykel yap Musa” dediler. Musa da “Siz gerçekten saçmalıyorsunuz. Onların yaptıkları heykeller yok olacak, yaptıkları şeyler de boşa gidecek. O, insanlar arasından sizi seçmişken ben sizin Tanrı’dan başkalarına bağlanmanızı ister miyim hiç!” dedi.
141. Size çok kötü eziyetler yapan, erkek bebeklerinizi öldüren, kadınlarınızı istismar eden Firavun hanedanından ben kurtarmıştım sizi. Bu Tanrı’nın size yaptığı büyük bir iyilikti.
142. Musa'ya otuz gece sonrası için söz verdim, sonra on gece daha ekledim, böylece Tanrı’nın belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a “Halkım içinde benim yerime geç, onları güzelce yönet, karışıklık çıkarmaya kalkan olursa izin verme” dedi.
143. Musa belirlenen süreye ulaşıp Tanrı onunla konuştuktan sonra, “Bana kendinizi gösterin de size bakayım Tanrım” dedi. “Sen beni şimdi göremezsin ama yine de hemen görmek istiyorsan şu dağa bak, o yerinde durursa sen de beni görebilirsin” dedi. Tanrı kendini dağa gösterince, onu yerle bir etti. Musa da bayıldı. Ayılınca, “Siz çok yücesiniz, size yöneldim ve hemen size güvendim” dedi.
144. “Mesajım ve konuşmam için insanlar arasından seni seçtim Musa. Sana bildirdiğim mesaja uy, böylece bana karşılık vermiş olursun” dedi.
145-147. Musa’ya o kitapta her konuyla ilgili detaylı açıklama ve her konuda öğüt yazdım.“Bu kitaba sımsıkı sarıl, halkına da ona güzellikle sarılmasını söyle. Yoldan çıkanların başına neler geleceğini size göstereceğim. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları mesajımdan uzak tutacağım. Çünkü onlara ne zaman mesajımdan bahsedilse, güvenmezler. Doğru yolu gördükleri halde, o yolda gitmezler. Yanlış yolu görünce hemen ona atlarlar. Onlar mesajıma güvenmedikleri ve önemsemedikleri için böyledir. Mesajıma güvenmeyen ve diriliş sonrası hayata kavuşacaklarına güvenmeyenlerin bütün çabaları boşa gidecek. Yaptıklarının karşılığını görecekler.”
148. Musa’nın yokluğunda onun halkı takılarından uyduruk bir kutsal sığır heykeli yaptılar. Onlar bu heykelin kendilerine cevap veremediğini, kendilerine yol gösteremeyeceğini düşünemediler mi! Ama ona bağlandılar ve suç işlemiş oldular.
149. Yoldan çıktıklarını anlayıp pişman olunca “Tanrım bize acıyıp bağışlamazsa mahvoluruz” dediler.
150. Musa öfkeli ve üzgün bir şekilde halkının yanına dönünce “Arkamdan ne kötü işler çevirmişsiniz böyle! Tanrı’nın hükmünü bekleyemediniz mi!” dedi. Kitabı yere koydu, kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. O da “Canım kardeşim, bu toplum beni zayıf gördü, beni neredeyse öldüreceklerdi. Bana düşmanları sevindirecek şekilde davranma. Beni suçlularla bir tutma” dedi.
151. Musa: “Tanrım bana ve kardeşime acıyıp bağışlayınız. Siz son derece merhametlisiniz” diye dua etti.
152. Kutsal sığır inancından vazgeçmeyenlere Tanrı öfkelenmiş ve onları diriliş öncesi hayatta aşağılamıştır. Ben hurafecileri işte böyle cezalandırırım!
153. Yaptığı kötülükten vazgeçip Tanrı’ya güvenenlere karşı o bağışlayıcı ve merhametlidir.
154. Musa’nın öfkesi dinince kitabı aldı. Orada yazanlar Tanrı’dan korkanlar için rehber ve rahmetti.
155-157. Musa benden af dilemek için halkından yetmiş kişi seçti. Şiddetli bir sarsıntıya uğrayınca “Tanrım dileseydiniz onları ve beni daha önce ortadan kaldırabilirdiniz. Aramızdaki bazı ahmakların yaptıkları yüzünden şimdi bizi ortadan mı kaldıracaksınız. Bu sadece sizin bir sınavınızdır. Onunla dilediğinizi doğru yola iletir, dilediğinizi de terkedersiniz. Bizim sahibimiz sizsiniz. Bizi acıyıp bağışlayınız, siz son derece bağışlayıcısınız. Diriliş öncesi bu hayatta da diriliş sonrasında da bize şefkat gösteriniz. Biz size yöneldik” dedi.
O da “Dilediğimi cezalandırırım, merhametim de her şeyden büyüktür. Benden sakınanlara, kendini arındıranlara, mesajıma güvenenlere ve Tevrat ve İncil’de bahsedilmiş olan, daha önceki mesajlarımdan habersiz bir halkın içinden seçilmiş ve doğru şeyleri yapmalarını, yanlış şeylerden sakınmalarını söyleyen, sağlıklı şeylerin serbest olduğunu, sağlıksız şeylerin yasak olduğunu bildiren, üzerlerindeki zincirleri ve boyundurukları kaldıran Haberci Elçi’yi dinleyenlere, ona güvenenlere, onu savunanlara, ona yardım edenlere, ona sunduğum aydınlatıcı mesaja uyanlara merhamet edeceğim. İşte kurtulacak olanlar bunlardır!” dedi.
158. Onlara şunu söyle: “Ey insanlar ben evrenin hakimi, kendisinden başka boyun eğilecek hiçkimsenin olmadığı, hayat veren ve alan Tanrı’nın hepiniz için görevlendirdiği elçisiyim.”
Siz de Tanrı'nın daha önceki mesajlarından habersiz bir halkın içinden seçilmiş haberci elçisine güvenin. O da Tanrı’ya ve mesajına güveniyor. Doğruyu bulmak için onu dinleyin.
159. Musa’nın halkından mesajıma güvenen ve kendini düzelten insanlar da vardı.
160. Musa’nın halkını on iki topluluğa ayırdım. Halkı Musa’dan su isteyince, ona “Değneğini taşa vur” diye bildirdim. Kayadan pınar fışkırdı ve on iki kola ayrıldı. Her grup hangi pınarı kullanacağını belirledi. Onları bulutlarla gölgelendirdim. “Size sunduğum sağlıklı şeylerden yiyin” diyerek değerli bir mesaj sundum. Onlar bana bir zarar vermedi sadece kendilerine yazık ettiler.
161. Onlara “Şu şehre girin, istediğiniz yerine yerleşin. Bağışlanma dileyin ve bana itaat edin ki yanlışlarınızı bağışlayayım. Kendini düzeltenlerin karşılığını fazlasıyla vereceğim” denilmişti.
162. Fakat mesajımı umursamayanlar, kendilerine verilen emirleri bambaşka hale soktular. Ben de suçlu oldukları için onlara felaket yağdırdım.
163. Onlara toplantı günü kuralına karşı gelen deniz kıyısındaki şehrin başına gelenleri sor. Toplandıkları gün oraya akın akın balık geliyordu. Toplantı günü kuralına uymadıklarında ise hiç gelmiyordu. Yoldan çıktıkları için onları böyle sınıyordum.  
164. Onlardan bazıları “Tanrı’nın ortadan kaldıracağı veya acı bir şekilde cezalandıracağı bu kişilere neden öğüt veriyorsunuz” diye sordular. Onlar da “Tanrı’ya karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek için ve onlar da sakınsınlar diye” dediler.
165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları önemsemeyince, kötülükten sakınanları kurtardım, suçluları da yoldan çıktıkları için şiddetli bir şekilde cezalandırdım.  
166. Yani kendilerine yasaklanan şeyleri ısrarla yapmaya devam edince onlara “Taklitçi maymunlar olarak kalın öyleyse” dedim.   
167. İşte o zaman Tanrı diriliş gününe kadar bu tür insanlara kötü eziyetler yapan kişileri musallat edeceğini bildirmiş oldu. Tanrı’nın yargılaması çok hızlıdır. O bağışlayıcı ve şefkatlidir.
168. Sonra onları dünyanın değişik yerlerine parça parça dağıttım. Onlardan kendini düzelten kişiler de vardır, öyle olmayanlar da. Teslim olmaları için onları hem rahatlık hem de sıkıntılarla sınadım. 
169. Onların ardından mesajı devralan diğer nesiller geldi. Onlar “Nasıl olsa sonunda bağışlanacağız” diyerek diriliş öncesi bu hayatın geçici menfaatlerine bağlandılar. Bu şekilde bir menfaat verildiğinde hemen onu sahiplenirler. Halbuki onlara da Tanrı hakkında sadece gerçekleri söylemeleri gerektiği, onun mesajını öğrenmeleri gerektiği, sakınanlar için diriliş sonrası hayatın daha iyi olduğu bildirilmişti! Bunları hiç düşünmüyorlar mı?
170. Mesajıma sımsıkı sarılan ve onu uygulayanlara gelince, ben elbette kendini düzeltenleri karşılıksız bırakmam.
171. Onları o dağın eteğine yerleştirmiştim. Onlara gölgelik gibi oldu. Üstlerine düşeceğinden korkuyorlardı. “Size bildirdiklerime sımsıkı sarılın, kurtulabilmeniz için onun içeriğinden ders alın” diye bildirdim.
172-173. Diriliş günü “Bizim bir şeyden haberimiz yoktu” veya “Atalarımız senden başkalarına boyun eğiyorlardı, biz de onların izinden yürüyen bir nesiliz. Bize öncülük edenlerin yaptıkları yüzünden bizden intikam mı alacaksın” dememeniz için Tanrı bütün insanlığa mesajını sunarak boyun eğmeleri gereken tek kişinin kendisi olduğunu açıkça ortaya koymuş ve böylece onlar da haberdar olmuştur.
174. Yani teslim olmaları için mesajımı net bir şekilde ulaştırdım.
175. Ona mesajımı bildirdiğim halde kendini onlardan alakasız gören kişinin durumunu anlat onlara. Böylece saptırıcılarla yoldaş olur, doğru yoldan çıkıp gider.
176. Dileseydim, onu mesajımla yüceltirdim. Ama o dünyaya bağlandı, keyfine göre hareket etti. Onun durumu, üstüne gitsen de kendi haline bıraksan da hırlayan bir köpek gibidir. Mesajıma güvenmeyenlerin durumu işte böyledir. Düşünmeleri için onlara bu örnekleri anlatmaya devam et.
177. Mesajıma güvenmeyen ve kendilerine yazık edenlerin durumu çok kötüdür.
178. Tanrı kimi kurtarırsa onlar kurtulacak, kime hüküm giydirirse onlar da mahvolacaklar.
179. Anlama kavrama yetenekleri ve bilinci olduğu halde görmezlikten duymazlıktan gelen ve düşünmeyen birçok kişiyi cehenneme savuracağım. Onlar hayvan gibidir, hatta onlardan daha aşağı bir durumdadırlar. Çünkü onlar mesajımı önemsemiyorlar.
180. Bütün güzel özellikler Tanrı’nındır. Siz de ona bu özellikleriyle hitap edin. Onun özellikleri hakkında çarpıtma yapanlara aldırış etmeyin. Onlar yaptıklarının cezasını çekecekler.
181. Yarattıklarımdan mesajıma güvenen ve kendini düzelten kişiler de vardır.
182. Mesajıma güvenmeyenleri hiç görmedikleri bir şekilde cezalandıracağım.
183. Şimdilik onlara sadece biraz süre veriyorum, Benim planım çok sağlamdır.
184. Arkadaşınız Muhammed’in cinlenmediğini, onun sadece net bir şekilde uyaran biri olduğunu anlamıyor musunuz!
185. Evrenin hakimiyetini, Tanrı’nın oluşturduğu her şeyi ve kendinize verilmiş sürenin sonuna yaklaşmış olabileceğinizi düşünmüyor musunuz! Benim mesajım dışında hangi söze güvenebilirsiniz!
186. Tanrı’nın terkettiklerini hiçkimse doğru yola iletemez. Onları kendi hallerine bırakır, sınırı aşmış bir şekilde başıboş yaşayıp giderler.
187. Sana kıyametin ne zaman gerçekleşeceğini soruyorlar. Onlara: “Onu sadece Tanrı bilir ve vakti gelince onu Tanrı’dan başkası gerçekleştiremez. Evren buna göre ayarlanmıştır. O size ansızın gelecek” de. Sanki sana kıyamet hakkında bilgi verilmiş gibi onu sana soruyorlar. Onlara şunu söyle: “Onu sadece Tanrı bilir ama halkın çoğu bunun farkında değil!”
188. Onlara şunu söyle: “Tanrı’nın dilemesi dışında, kendime bile bir fayda sağlamak veya kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer geleceği bilseydim, başıma hiçbir sıkıntı gelmez hep rahat yaşardım. Fakat ben sadece güvenenleri müjdelemek ve uyarmakla görevli biriyim.”
189. O hepinizi tek bir şeyden oluşturup birlikte yaşamanız için size kendi cinsinizden eşler var etmiştir. Eşiyle birleşince hafif bir yük yüklenir ve onu bir süre taşır. Hamilelik ilerlediğinde Tanrı’ya “Eğer bize düzgün bir çocuk verirsen, biz de bunun karşılığını vereceğiz” diye yalvarırlar.
190. Onlara düzgün bir çocuk verdiğinde de kendilerine verilen çocuk hakkında Tanrı’nın hükmüne başkalarını ortak ederler. Tanrı onların boyun eğdikleri kişilerden yücedir.
191-193. Hiçbir şey yaratamayan, kendileri yaratılmış olan, ne onları ne kendilerini koruyamayan, yol göstermeleri için çağırsanız da size karşılık veremeyen, kendilerine yalvarsanız da sussanız da hiçbir şey farketmeyen şeyleri Tanrı’nın hükmüne ortak mı ediyorlar!
194. Tanrı’nın dışında boyun eğdikleriniz de sizin gibi bir kuldur. Eğer haklıysanız, haydi onları çağırın da size karşılık versinler bakalım!
195-198. Onların yürüyen ayakları, tutan elleri, gören gözleri, işiten kulakları mı var! Onlara şunu söyle: “Haydi Tanrı’nın dışında boyun eğdiklerinizi çağırın da hiç beklemeden bana bir dolap çevirin bakalım. Ben sadece bu mesajı sunan Tanrı’ya itaat ederim. Sadece ona itaat edenler, doğruyu yapmış olurlar. Onun dışında boyun eğdikleriniz sizi koruyamaz, onlar kendilerini bile koruyamazlar. Onları yol göstermeleri için çağırsanız sizi işitemezler. Onları sanki size bakıyormuş gibi görürsünüz ama onlar sizi göremezler!”
199. Sen onları kafana takma. Doğru olan şeyi yap. Mesajımı önemsemeyenlere aldırış etme.
200. O saptırıcılar seni kışkırtmaya çalışırsa Tanrı’ya sığın. O her şeyi işitir ve bilir.
201. Saptırıcılar sakınanları kışkırtmaya çalışırsa, onlar düşünüp gerçeği görürler.
202. Saptırıcılar sadece kendilerine yoldaşlık edenleri yanlışa saptırırlar ve onların peşlerini bırakmazlar.
203. Onlara mesaj aktarmadığın zamanlar, kendi aklından bir şeyler anlatmanı istiyorlar. Onlara şunu söyle: “Ben sadece Tanrı’nın bana bildirdiklerine uyarım. İşte bu, Tanrı’dan gelen net bir mesaj ve güvenenler için rehber ve şefkattir.”
204. Bu mesaj size aktarılırken dikkatli bir şekilde dinleyin ki size merhamet edilsin.
205. Tanrı’ya teslim olarak samimiyetle sabah akşam sesini yükseltmeden içinden onu an, bunu önemsemezlik yapma.
206. Tanrı’nın yanındakiler, ona itaat etmekten çekinmezler. Daima ona itaat edip onun hükmünü yerine getirirler.