.

.
.

23 Aralık 2016

Yusuf Suresi


1. E, l, r… İşte bunlar, okunan bu net mesajın parçalarıdır.
2. Anlayabilmeniz için onu arapça bir mesaj olarak sunuyorum.
3. Senin daha önce böyle bir şeyden haberin yoktu ama ben sana bu mesajı bildirerek sözlerin en güzelini aktarmış oluyorum.
4. Bir zamanlar Yusuf babasına: "Baba ben rüyamda on bir yıldız güneş ve ay gördüm, hepsi bana itaat ediyordu" demişti.
5-6. Babası da "Bu gördüklerini sakın üvey abilerine anlatma, yoksa sana bir oyun oynayabilirler. Kıskançlık insanı büyük kötülüklere sevkedebilir. Sanırım Tanrı seni de elçi olarak seçecek, sana olayların içyüzünü görüp yorumlamayı öğretecek, daha önceden İshak ve İbrahim dedene mesaj gönderdiği gibi Yakup'un oğluna yani sana da mesaj gönderecek. Tanrı adaletlidir, her şeyi bilir" dedi.
7. Dikkatle düşünenler için Yusuf ve üvey abilerinin olayında birçok ibret vardır.
8. Üvey abileri kendi aralarında şöyle konuşmuştu: "Bütün işleri biz yaptığımız halde babamız Yusuf'u ve onun kardeşini bizden daha çok seviyor. Babamız büyük bir yanlışın içinde!"
9. İçlerinden biri: "Yusuf'u öldürüp cesedini bir yere atalım ki babamız artık bütün ilgisini bize yöneltsin. Sonra aramızı düzeltiriz" dedi.
10. Bir diğeri: "Eğer bu durumdan kurtulmaya kararlıysak, bence Yusuf'u öldürmeyelim. Onu bir kuyunun içine atalım. Nasıl olsa bir kervan onu bulup götürür" dedi.
11-12. Bu fikir üzerinde anlaşarak babalarının yanına geldiler. "Yusuf konusunda neden bize güvenmiyorsun baba? Biz onun iyiliğini istiyoruz. Yarın bizimle gelmesine izin ver de gezip oynasın. Hiç merak etme, biz onu koruruz" dediler.
13. O da: "Onu götürmeniz beni endişelendirir. Siz farkında olmadan onu bir kurdun kapmasından korkuyorum" dedi.
14. "Bu kadar insanın arasında onu kurt kaparsa, yazıklar olsun bize!" dediler.
15. Böylece Yusuf'u yanlarına alıp götürdüler. Hep birlikte onu kuyuya atarlarken ona, "Gün gelecek seni hiç tanımadıkları bir sırada, sana bu yaptıklarını onlara hatırlatacaksın" diye bildirdim.
16. Üvey abileri akşama doğru ağlaşarak babalarının yanına geldiler.
17. "Baba şimdi her ne kadar doğruyu söylesek de sen bize güvenmeyeceksin ama Yusuf'u eşyalarımızın yanında bırakmış yarış yapıyorduk. Biz uzaklaşınca onu kurt kapmış" dediler.
18. Üzerine başka bir kan bulaştırdıkları Yusuf'un gömleğini gösterdiler. Babaları: "Hayır yalan söylüyorsunuz, siz birbirinizi kandırıp böyle bir işe kalkışmışsınız. Artık tek çarem güzel bir şekilde dayanmaktır. Sizin bu uydurmalarınıza karşı Tanrı'dan yardım dileyeceğim" dedi.
19. Yusuf'u attıkları kuyunun olduğu yere bir kervan geldi ve sucularını kuyuya gönderdiler. Kovasını sarkıtırken, onu gördü. "Müjdeler olsun, kuyuda bir çocuk buldum" diye bağırdı. Onu kuyudan çıkarıp işçi pazarında satmak için yanlarına aldılar. Tanrı da bütün olanların farkındaydı.
20. Onu küçük bir fiyata, az bir paraya sattılar. Pek önemsemediler.
21. Onu şehirde satın alan kişi karısına: "Ona iyi bak. Bize yararlı olursa, belki onu evlat ediniriz " dedi. Böylece olayların içyüzünü görüp yorumlamayı öğretmek için onu oraya yerleştirdim. İnsanların çoğu farkında olmasa da Tanrı dilediğini yapar.
22. Yusuf olgunlaşınca, ona elçilik ve mesaj verdim. Kendini düzeltince onu böyle mükafatlandırdım.
23. Yaşadığı evin hanımı bir gün onu arzulayarak kapıları kilitledi. "Hadi gelsene" dedi. Yusuf da: "Böyle bir şey yapmaktan Tanrı'ya sığınırım. O benim Tanrımdır, bana bunca lütufta bulunmuştur. Suçlular kurtulamayacaklar" dedi.
24. Kadın onu kafaya koymuştu. Tanrı’nın mesajına uymasaydı, o da onu arzulayabilirdi. Ama ben onu kötülük ve çirkinlikten uzak tuttum. O kendini arındıran bir kulumdu.
25. Yusuf kaçmak için kapıya doğru koşunca, kadın da peşinden koştu ve onun gömleğini arkasından asılıp yırttı. Yusuf kapıyı açınca kapının önünde kadının kocasıyla karşı karşıya geldiler. Kadın: "Namusuna göz diken bu kişiyi hapse at, kötü bir şekilde cezalandır" dedi.
26-27. Yusuf: "Hayır, asıl o bana sahip olmak istedi" dedi. Kadının ailesinden biri: "Eğer Yusuf'un gömleği ön taraftan yırtılmışsa; yalan söyleyen kendisidir, kadın doğru söylüyordur. Şayet Yusuf'un gömleği arkasından yırtıldıysa; bu durumda Yusuf haklıdır, kadın yalan söylüyordur" diyerek hakemlik yaptı.
28-29. Kadının kocası Yusuf'un gömleğinin arka tarafından yırtılmış olduğunu görünce: "Bak kadın, bu senin kurduğun büyük bir tuzak! Sen suçlusun. Hemen özür dile. Yusuf sen de kimseye bu olaydan bahsetme" dedi.
30. Kısa süre sonra şehrin kadınları: "Komutan'ın karısı hizmetçisine abayı yakmış, ona sahip olmak istemiş. Kadın iyice yoldan çıkmış" demeye başladılar.
31. Onların bu dedikoduları kadının kulağına gidince onları evine davet edip güzel bir sofra hazırlattı. Hepsi için birer bıçak koydurmuştu. Sonra Yusuf'a: "Git onlara görün" dedi. Kadınlar onu görünce akılları başlarında gitti. Meyveleri soyarken farkında olmadan ellerini kestiler. "Aman yarabbi! Bu bir insan olamaz. Yüce bir melek bu" dediler.
32. Komutan'ın karısı: "İşte beni kendisine aşık olmakla kınadığınız kişi bu! Ben onu istedim ama o kendisini korudu. Eğer istediğimi yapmazsa, hapse atılacak ve perişan olacak" dedi.
33. Yusuf: "Onların isteklerine boyun eğmektense hapse girmeyi tercih ederim Tanrım, eğer beni onların tuzaklarından korumazsanız onlara kanıp bir yanlış yapabilirim" diye dua etti.
34. Tanrı ona karşılık verdi, Yusuf'u onların tuzakların korudu. O her şeyi işitir ve bilir.
35. Onlar, Yusuf'un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra yine de onu bir süre hapse atmayı uygun buldular.
36. Onunla birlikte iki hizmetçi daha hapse atılmıştı. Onlardan biri: "Rüyamda kendimi şaraplık üzüm sıkarken gördüm" dedi. Diğeri de: "Ben de başımın üstünde ekmek taşıdığımı ve bu ekmeği kuşların gagaladığını gördüm. Bize bunların anlamını söyler misin? Senin rüyaları doğru yorumladığını biliyoruz" dedi.
37-41. O da: "Yemeğiniz gelmeden size onların anlamını söylerim. Bunları bana Tanrı öğretti. Ama önce biraz beni dinleyin. Ben Tanrı'ya ve diriliş sonrası hayatın gerçekleşeceğine güvenmeyen halkın yoluna sırt çevirdim. Atalarım İbrahim, İshak ve Yakup'un yoluna girdim. Biz Tanrı'dan başka hiçkimseye boyun eğmeyiz. Bu, Tanrı'nın bize ve bütün insanlığa bir lütfudur ama halkın çoğu buna karşılık vermiyor. Ey hapishane arkadaşlarım! Birçok kişiye boyun eğmek mi daha iyi yoksa her şeyin hakimi olan tek Tanrı'ya mı? Sizin onu bırakıp da boyun eğdikleriniz Tanrı'nın hiçbir yetki vermediği, sırf sizin ve atalarınızın yücelttiği isimlerden ibarettir. Tek karar yetkisi Tanrı'nındır. O, kendisinden başkasına itaat etmemenizi emretmiştir. İnsanların çoğu farkında olmasa da uyulması gereken sistem budur. Şimdi ey hapishane arkadaşlarım! Biriniz hapisten çıkarak eskisi gibi patronuna sakilik yapmaya devam eder. Diğeri de asılarak idam edilir ve leş yiyici kuşlar onun başını didikler. Sorunuzun cevabı budur" dedi.
42. Onlardan, hapisten çıkacağını düşündüğü kişiye: "Patronuna benden bahset" dedi. Ama o dalgınlıktan patronuna Yusuf'tan bahsetmeyi unuttu, bu yüzden Yusuf da birkaç sene daha hapiste kaldı.
43. Bir gün kral: "Yedi cılız ineğin yedi besili ineği yediğini ve bir de yedi dolgun başak ile yedi solgun başak gördüm. Ey bilginler, eğer bu işlerden anlıyorsanız, bana bu rüyamın anlamını söyleyin bakalım" dedi.
44. Onlar da: "Bunlar karışık rüyalar. Biz rüyaların anlamını bilmiyoruz" dediler.
45. İşte o zaman, hapishanedeki o iki kişiden kurtulmuş olanı aradan geçen bunca vakitten sonra Yusuf'u hatırladı. "Bunun anlamını öğrenip size söyleyebilirim, beni hapishaneye gönderin" dedi.
46. Onun yanına gelince: "Ey sözü isabetli Yusuf! Yedi cılız ineğin yedi besili ineği yemesinin ve bir de yedi dolgun başak ile yedi solgun başağın anlamını söyler misin, insanlara aktarayım da senin nasıl biri olduğunu anlasınlar" dedi.
47-49. Yusuf: "Ekinlerinizi yedi yıl boyunca her zamanki gibi ekin. Fakat yemek için ayırdığınız az kısmı dışındakileri depolayın. Çünkü bu yedi yılın ardından yedi yıllık bir kıtlık dönemi olur, tohumluk olarak saklayacağınız az bir miktar dışında, önceden biriktirdiklerinizle geçinirsiniz. Kıtlık bittikten sonra insanlar yağmura kavuşturulacak ve eskisi gibi bol bol ürün almaya devam edecekler" dedi.
50. Bu sözler krala aktarılınca: "Onu bana getirin" dedi. Kralın elçisi Yusuf'un yanına gelince Yusuf ona: "Önce yöneticinin yanına dön ve ellerini kesen kadınlar hakkında gerçeği ortaya çıkarmasını iste. Tanrı onların oyunlarını bilmektedir" dedi.
51. Kral o kadınları yanına çağırtıp: "Yusuf'a karşı arzu duyduğunuzda neler oldu?" diye sordu. Onlar da: "Tanrı şahit, biz ondan hiçbir kötülük görmedik" dediler. Komutanın karısı da: "İşte en sonunda gerçek ortaya çıktı. Onun gönlünü çelmek isteyen bendim, Yusuf haklı" diye itiraf etti.
52-53. Yusuf da: "Amacım onun yokluğunda kendisine ihanet etmediğimi ve Tanrı'nın hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmadığını bilmesini sağlamaktı. Ben kendimi övmüyorum. Tanrı’nın acıdığı kimseler hariç, insanın kendi benliği de onu kötülüğe sürükleyebilir. Tanrı bağışlayıcıdır, şefkatlidir" dedi.
54. Kral elçiden bu sözleri duyunca, "Onu buraya getirin, bizzat kendim görüşmek istiyorum" dedi. Yusuf'la yüzyüze konuştuktan sonra, "Şunu bil ki bana göre sen çok saygın ve güvenilir birisin" dedi.
55. O da: "Ülke yönetiminde bana yetki verin çünkü ben duyarlı ve bilgili biriyim" dedi.
56. Yusuf'a o ülkede böyle bir fırsat vermiştim. İstediği bölümün yönetimini üstlenebiliyordu. İşte ben dilediğime merhamet ederim ve kendini düzeltenleri karşılıksız bırakmam.
57. Fakat güvenen ve sakınanların diriliş sonrasında alacağı mükafat hepsinden daha üstündür.
58. Gün geldi, Yusuf’un üvey abileri gelip onun huzuruna çıktılar. Onlar Yusuf'u tanıyamadılar ama o onları tanıdı.
59-60. Onların yüklerini hazırlattıktan sonra: "Gördüğünüz gibi size bol bol verdim. Bir dahaki gelişinizde, bahsettiğiniz o üvey kardeşinizi de getirin. Ben son derece konukseverim. Eğer onu bana getirmezseniz bir daha benden hiçbir şey alamazsınız ve yüzümü göremezsiniz" dedi.
61. "Onu getirmek için babamızı ikna etmeye çalışacağız. Herhalde bunu yapabiliriz" dediler.
62. Yusuf görevlilerine: "Onların ödediği paraları torbalarının içine geri koyun ki evlerine vardıklarında bunu farkedip geri dönsünler" dedi.
63. Babalarının yanına dönünce: "Baba bir dahaki sefere kardeşimizi de götürmezsek bize hiçbir şey vermeyeceklermiş. Bu yüzden erzak almaya giderken onu da bizimle gönder. Merak etme biz onu koruruz" dediler.
64. "Daha önce onun kardeşi konusunda size güvendiğim gibi mi güveneyim! Tanrı her şeyin farkındadır ve son derece şefkatlidir" dedi.
65. Yüklerini açıp da ödedikleri paranın kendilerine geri verilmiş olduğunu görünce: "Baba bak! Ödediğimiz para bize geri verilmiş, daha ne istiyoruz! Bununla evimize yine erzak alabiliriz. Kardeşimizi de koruruz. Böylece bir deve yükü fazladan erzak almış oluruz. Zaten bu aldığımız bize yetmez" dediler.
66. "Her birinizin öldürülmesi haricinde ne olursa olsun onu bana geri getireceğinize dair Tanrı'ya ciddi bir şekilde söz vermedikçe, onu sizinle göndermem" dedi. Bunun üzerine onlar da kesin bir şekilde söz verince: "Tanrı bütün bu konuştuklarımıza tanıktır" dedi.
67. "Yavrularım bir de ülkeye hepiniz aynı yerden girmeyin, farklı girişlerden girin. Tabi ki Tanrı size bir şey olmasını dilediyse ben bunu engelleyemem. Karar yetkisi yalnızca Tanrı'nındır. Ben ona güveniyorum, teslim olanlar ona güvenir" dedi.
68. Ülkeye babalarının söylediği şekilde girmeleri elbette onları Tanrı'dan koruyamazdı. Yakup sadece içini rahatlatmak istedi. Halkın çoğu farkında olmasa da o kendisine mesajımı aktardığım biriydi.
69. Yusuf'un yanına geldiklerinde, kardeşine yakınlık gösterdi ve ona gizlice: "Ben senin öz kardeşinim, biraz sonra olacaklar için sakın endişelenme" dedi.
70. Onların yüklerini hazırlattıktan sonra, kaseyi öz kardeşinin torbasına koydurdu. Kervan hareket edince de görevlilerden birine: "Hey kervan, durun! Siz bir şey çalmışsınız!" diye duyuru yaptırdı.
71. Üvey abileri de onların yanına dönerek: "Ne kaybettiniz" diye sordu.
72. "Kralın ölçeğini kaybettik. Onu bulup getirene ödül olarak bir deve yükü erzak verilecek. Söz veriyorum" dedi.
73. "Yemin ediyoruz biz buraya kötülük yapmaya gelmedik. Hiçbir şey çalmadık. Bunu siz de biliyorsunuz" dediler.
74-75. "Eğer yalan söylüyorsanız bunun cezası nedir biliyor musunuz? Ölçek kimin torbasında bulunursa sahibine hizmet etmek için alıkonur. Biz bu suçu işleyenleri böyle cezalandırıyoruz" dedi.
76. Yusuf, öz kardeşinin yükünden önce, öbürlerinin yüklerini aratmaya başladı. Sonra ölçeği kardeşinin yükünden çıkarttı. Yusuf’a kardeşini alıkoyması için böyle bir yol gösterdim. Yoksa Tanrı dilemedikçe kralın kanununa göre, kardeşini alıkoyamazdı. Ben dilediklerimi ilerletirim. Bilgim her şeyin üstündedir.
77. Bunun üzerine Yusuf'un üvey abileri: "O mu çalmış? Zaten onun abisi de hırsızdı!" dediler. Yusuf onların bu iftirasından duyduğu üzüntüyü onlara belli etmeyerek: "Karakteri kötü olanlar asıl sizsiniz! Uydurduğunuz yalanları Tanrı biliyor” diye içinden söylendi.
78. Onlar: "Sayın başkanım, onun babası çok yaşlı. Onun yerine bizden başka birini alıkoyun. Siz anlayışlı bir insansınız" dediler.
79. "Gerçek suçlu yerine bir başkasını cezalandırmaktan Tanrı'ya sığınırım. Eğer öyle yaparsam suç işlemiş olurum" dedi.
80-82. Onu kurtaramayacaklarını anlayınca, ne yapacaklarını konuşmak için bir kenara çekildiler. En büyükleri şöyle dedi: "Babamızın Tanrı'ya ciddi bir şekilde söz verdirdiğini ve daha önceden de Yusuf'a gaddarca davrandığımızı unuttunuz mu? Bu yüzden ben, babamın izni olmadan veya Tanrı benim hakkımda başka bir hüküm verinceye kadar bu ülkeden ayrılamam. Tanrı en iyi hükmü verir. Şimdi siz babamızın yanına dönün ve şunu söyleyin,Baba oğlun hırsızlık yapmış. Biz onun böyle bir şey yaptığına şahit olmadık ama ölçek onun yükünden çıktı. Yoksa gizlilikleri bilemeyiz. İstersen gittiğimiz şehrin halkına ve beraber geldiğimiz kervancılara sorabilirsin. Gerçekten doğru söylüyoruz"
83. "Hayır yalan söylüyorsunuz, siz birbirinizi kandırıp böyle bir işe kalkışmışsınız. Artık tek çarem güzel bir şekilde dayanmaktır. Umarım Tanrı beni onlara kavuşturur. O adaletlidir ve her şeyi bilir" dedi.
84. Onlara olan öfkesini yutup uzaklaşarak: "Canım Yusufum, nerelerdesin" dedi. Üzüntüden gözleri kan çanağına döndü.
85. "Baba yeter artık, hala Yusuf'u dilinden düşürmüyorsun! Üzüntüden kendini yiyip bitireceksin" dediler.
86-87. "Derdimi ve üzüntümü sadece Tanrı'ya bildiriyorum. Tanrı’nın sayesinde sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. Yavrularım siz şimdi oraya gidin, Yusuf ile kardeşi hakkında bilgi edinmeye çalışın. Tanrı'nın yardımından umudunuzu kesmeyin. Tanrı'nın yardımından umut kesenler ona güvenmeyenlerdir" dedi.
88. Yusuf’un üvey abileri gelip tekrar onun huzuruna çıktılar. "Sayın başkanım, ailemizin eli daraldı. Az bir parayla geldik. Siz bize yine cömertlik ederek erzağımızı tam verin. Tanrı cömertlik edenlerin karşılığını verir" dediler.
89. "Bir zamanlar Yusuf'a ve kardeşine hiç çekinmeden neler yaptığınızı hatırlıyor musunuz" diye sordu.
90. Bunun üzerine onlar da şaşkınlık içinde: "Yoksa siz Yusuf musunuz" diye sordular. O da: "Evet ben Yusuf'um ve bu da kardeşim. Tanrı bize büyük lütufta bulundu. Kim Tanrı'dan sakınır ve ona bağlılık gösterirse, elbette o kendini düzeltenleri karşılıksız bırakmaz" dedi.
91. "Gerçekten Tanrı hepimizin arasından seni seçmiş ve biz de çok büyük bir suç işlemişiz" dediler.
92-93. "Olan oldu artık, Tanrı bağışlasın. O son derece merhametlidir. Şimdi bu gömleğimi götürüp babama verin, benim sağ olduğumu anlasın. Sonra bütün aileyi alıp buraya gelin" dedi.
94. Kervan ülkeden çıkınca babaları yanındakilere: "İnanmazsınız ama şu anda Yusuf’umun kokusunu alıyorum" dedi.
95. "Hâla kendini toparlayamadın" dediler.
96. Bir süre sonra sevinçli haberi duydu. Onun gömleğini alınca sağ olduğunu anladı. Bunun üzerine: "Ben size, Tanrı’nın sayesinde sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum dememiş miydim!" dedi.
97. "Baba bizim için Tanrı'dan bağışlanma dile, suçumuz çok" dediler.
98. "Tamam sizin için Tanrı’dan bağışlanma dileyeceğim. O bağışlayıcı ve şefkatlidir" dedi.
99. Bütün ailesi gelip Yusuf'un huzuruna çıktıklarında, ana babasına hasretle sarıldı ve "Tanrı'nın izniyle huzur içinde şehre yerleşin" dedi.
100. Oğullarıyla gurur duydular, hep birlikte onun yanında yaşadılar. Yusuf: "Babacım vaktiyle gördüğüm rüyanın anlamı buymuş demek! İşte Tanrı onu gerçekleştirdi. Kıskançlık yüzünden abilerimle aramız bozulduktan sonra, Tanrı beni hapisten çıkararak ve sizi yaban ellerden getirerek bana pek çok lütufta bulundu. Tanrı dilediği her şeyi kimseye sezdirmeden düzenler. O adaletlidir ve her şeyi bilir" dedi.
101. "Ey evreni oluşturan yüce Tanrım bana güç verdiniz, olayların içyüzünü görüp yorumlamayı öğrettiniz. Tek sığınağım daima sizsiniz. Ömrüm boyunca size teslim olarak yaşamamı sağlayınız ve beni de düzgün insanların arasına dahil ediniz" diye dua etti.
102. Bunlar benim sana aktardığım gizli kalmış olaylardandır. Elbette sen Yusuf'un üvey abileri ona tuzak kurmaya karar verdiklerinde yanlarında değildin.
103. Ne kadar çabalasan da halkın çoğu güvenmiyor.
104. Halbuki buna karşı onlardan hiçbir menfaat de beklemiyorsun. Bu, bütün insanlar için gönderilmiş bir mesajdır.
105. Evrende nice şaheserler vardır ama umursamadan yaşayıp giderler.
106. Onların çoğu Tanrı'ya güvenmez ve ondan başkalarına boyun eğerler.
107. Tanrı'nın ceza olarak sizi bir felakete uğratmasından veya farkında olmadan ansızın kıyameti yaşamaktan güvende misiniz?
108. Onlara şunu söyle: "Beni dinleyenlerle birlikte bilinçli bir şekilde Tanrı'ya itaat ediyorum. Tanrı'nın hükmünü yerine getiriyorum. Ondan başkasına boyun eğmiyorum. İşte benim yolum budur!"
109. Senden önce görevlendirdiğim elçiler de içinde yaşadıkları toplumlarda sıradan kişilerdi. Yeryüzünde dolaşıp da sizden önceki toplumların sonunun nasıl olduğunu hiç düşünmüyor musunuz? Sakınanlar için diriliş sonrası hayat daha iyidir. Keşke anlasanız.
110. Sonunda o elçiler halktan umudunu kesip güvenmeyeceklerini anladıklarında onların imdadına yetiştim. Dilediklerimi kurtardım. Suçlular ise cezamdan kaçamadı.
111. O toplumların başına gelenler akıllılar için bir derstir. Bu mesaj birileri tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Kendinden öncekilerin güncellemesi, her konuyla ilgili detaylı bir açıklama ve güvenenler için de bir şefkat ve rehberdir.