1. E, l, r… İşte
bunlar, okunan bu net mesajın parçalarıdır.
2. Anlayabilmeniz
için onu arapça bir mesaj olarak sunuyorum.
3. Senin daha önce
böyle bir şeyden haberin yoktu ama ben sana bu mesajı bildirerek sözlerin en
güzelini aktarmış oluyorum.
4. Bir zamanlar
Yusuf babasına: "Baba ben rüyamda on bir yıldız güneş ve ay gördüm, hepsi
bana itaat ediyordu" demişti.
5-6. Babası da
"Bu gördüklerini sakın üvey abilerine anlatma, yoksa sana bir oyun
oynayabilirler. Kıskançlık insanı büyük kötülüklere sevkedebilir. Sanırım Tanrı seni de elçi olarak seçecek, sana
olayların içyüzünü görüp yorumlamayı öğretecek, daha önceden İshak ve İbrahim
dedene mesaj gönderdiği gibi Yakup'un oğluna yani sana da mesaj gönderecek. Tanrı adaletlidir, her şeyi bilir" dedi.
7. Dikkatle
düşünenler için Yusuf ve üvey abilerinin olayında birçok ibret vardır.
8. Üvey abileri
kendi aralarında şöyle konuşmuştu: "Bütün işleri biz yaptığımız halde
babamız Yusuf'u ve onun kardeşini bizden daha çok seviyor. Babamız büyük bir
yanlışın içinde!"
9. İçlerinden biri:
"Yusuf'u öldürüp cesedini bir yere atalım ki babamız artık bütün ilgisini
bize yöneltsin. Sonra aramızı düzeltiriz" dedi.
10. Bir diğeri:
"Eğer bu durumdan kurtulmaya kararlıysak, bence Yusuf'u öldürmeyelim. Onu
bir kuyunun içine atalım. Nasıl olsa bir kervan onu bulup götürür" dedi.
11-12. Bu fikir
üzerinde anlaşarak babalarının yanına geldiler. "Yusuf konusunda neden
bize güvenmiyorsun baba? Biz onun iyiliğini istiyoruz. Yarın bizimle gelmesine
izin ver de gezip oynasın. Hiç merak etme, biz onu koruruz" dediler.
13. O da: "Onu
götürmeniz beni endişelendirir. Siz farkında olmadan onu bir kurdun kapmasından
korkuyorum" dedi.
14. "Bu kadar
insanın arasında onu kurt kaparsa, yazıklar olsun bize!" dediler.
15. Böylece Yusuf'u
yanlarına alıp götürdüler. Hep birlikte onu kuyuya atarlarken ona, "Gün
gelecek seni hiç tanımadıkları bir sırada, sana bu yaptıklarını onlara
hatırlatacaksın" diye bildirdim.
16. Üvey abileri
akşama doğru ağlaşarak babalarının yanına geldiler.
17. "Baba
şimdi her ne kadar doğruyu söylesek de sen bize güvenmeyeceksin ama Yusuf'u
eşyalarımızın yanında bırakmış yarış yapıyorduk. Biz uzaklaşınca onu kurt
kapmış" dediler.
18. Üzerine başka
bir kan bulaştırdıkları Yusuf'un gömleğini gösterdiler. Babaları: "Hayır
yalan söylüyorsunuz, siz birbirinizi kandırıp böyle bir işe kalkışmışsınız.
Artık tek çarem güzel bir şekilde dayanmaktır. Sizin bu uydurmalarınıza karşı
Tanrı'dan yardım dileyeceğim" dedi.
19. Yusuf'u
attıkları kuyunun olduğu yere bir kervan geldi ve sucularını kuyuya
gönderdiler. Kovasını sarkıtırken, onu gördü. "Müjdeler olsun, kuyuda bir
çocuk buldum" diye bağırdı. Onu kuyudan çıkarıp işçi pazarında satmak için
yanlarına aldılar. Tanrı da bütün olanların farkındaydı.
20. Onu küçük bir
fiyata, az bir paraya sattılar. Pek önemsemediler.
21. Onu şehirde
satın alan kişi karısına: "Ona iyi bak. Bize yararlı olursa, belki onu
evlat ediniriz " dedi. Böylece olayların içyüzünü görüp yorumlamayı
öğretmek için onu oraya yerleştirdim. İnsanların çoğu farkında olmasa da Tanrı
dilediğini yapar.
22. Yusuf
olgunlaşınca, ona elçilik ve mesaj verdim. Kendini düzeltince onu böyle
mükafatlandırdım.
23. Yaşadığı evin
hanımı bir gün onu arzulayarak kapıları kilitledi. "Hadi gelsene"
dedi. Yusuf da: "Böyle bir şey yapmaktan Tanrı'ya sığınırım. O benim Tanrımdır, bana bunca lütufta bulunmuştur.
Suçlular kurtulamayacaklar" dedi.
24. Kadın onu
kafaya koymuştu. Tanrı’nın mesajına uymasaydı, o da onu arzulayabilirdi. Ama
ben onu kötülük ve çirkinlikten uzak tuttum. O kendini arındıran bir kulumdu.
25. Yusuf kaçmak
için kapıya doğru koşunca, kadın da peşinden koştu ve onun gömleğini arkasından
asılıp yırttı. Yusuf kapıyı açınca kapının önünde kadının kocasıyla karşı
karşıya geldiler. Kadın: "Namusuna göz diken bu kişiyi hapse at, kötü bir
şekilde cezalandır" dedi.
26-27. Yusuf:
"Hayır, asıl o bana sahip olmak istedi" dedi. Kadının ailesinden biri:
"Eğer Yusuf'un gömleği ön taraftan yırtılmışsa; yalan söyleyen kendisidir,
kadın doğru söylüyordur. Şayet Yusuf'un gömleği arkasından yırtıldıysa; bu
durumda Yusuf haklıdır, kadın yalan söylüyordur" diyerek hakemlik yaptı.
28-29. Kadının
kocası Yusuf'un gömleğinin arka tarafından yırtılmış olduğunu görünce:
"Bak kadın, bu senin kurduğun büyük bir tuzak! Sen suçlusun. Hemen özür
dile. Yusuf sen de kimseye bu olaydan bahsetme" dedi.
30. Kısa süre sonra
şehrin kadınları: "Komutan'ın karısı hizmetçisine abayı yakmış, ona sahip
olmak istemiş. Kadın iyice yoldan çıkmış" demeye başladılar.
31. Onların bu
dedikoduları kadının kulağına gidince onları evine davet edip güzel bir sofra
hazırlattı. Hepsi için birer bıçak koydurmuştu. Sonra Yusuf'a: "Git onlara
görün" dedi. Kadınlar onu görünce akılları başlarında gitti. Meyveleri
soyarken farkında olmadan ellerini kestiler. "Aman yarabbi! Bu bir insan
olamaz. Yüce bir melek bu" dediler.
32. Komutan'ın
karısı: "İşte beni kendisine aşık olmakla kınadığınız kişi bu! Ben onu
istedim ama o kendisini korudu. Eğer istediğimi yapmazsa, hapse atılacak ve
perişan olacak" dedi.
33. Yusuf:
"Onların isteklerine boyun eğmektense hapse girmeyi tercih ederim Tanrım, eğer beni onların tuzaklarından
korumazsanız onlara kanıp bir yanlış yapabilirim" diye dua etti.
34. Tanrı ona karşılık verdi, Yusuf'u onların
tuzakların korudu. O her şeyi işitir ve bilir.
35. Onlar, Yusuf'un
suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra yine de onu bir süre hapse
atmayı uygun buldular.
36. Onunla birlikte
iki hizmetçi daha hapse atılmıştı. Onlardan biri: "Rüyamda kendimi
şaraplık üzüm sıkarken gördüm" dedi. Diğeri de: "Ben de başımın
üstünde ekmek taşıdığımı ve bu ekmeği kuşların gagaladığını gördüm. Bize
bunların anlamını söyler misin? Senin rüyaları doğru yorumladığını
biliyoruz" dedi.
37-41. O da:
"Yemeğiniz gelmeden size onların anlamını söylerim. Bunları bana Tanrı öğretti. Ama önce biraz beni dinleyin.
Ben Tanrı'ya ve diriliş sonrası hayatın gerçekleşeceğine güvenmeyen halkın
yoluna sırt çevirdim. Atalarım İbrahim, İshak ve Yakup'un yoluna girdim. Biz
Tanrı'dan başka hiçkimseye boyun eğmeyiz. Bu, Tanrı'nın bize ve bütün insanlığa
bir lütfudur ama halkın çoğu buna karşılık vermiyor. Ey hapishane arkadaşlarım!
Birçok kişiye boyun eğmek mi daha iyi yoksa her şeyin hakimi olan tek Tanrı'ya
mı? Sizin onu bırakıp da boyun eğdikleriniz Tanrı'nın hiçbir yetki vermediği,
sırf sizin ve atalarınızın yücelttiği isimlerden ibarettir. Tek karar yetkisi
Tanrı'nındır. O, kendisinden başkasına itaat etmemenizi emretmiştir. İnsanların
çoğu farkında olmasa da uyulması gereken sistem budur. Şimdi ey hapishane
arkadaşlarım! Biriniz hapisten çıkarak eskisi gibi patronuna sakilik yapmaya
devam eder. Diğeri de asılarak idam edilir ve leş yiyici kuşlar onun başını
didikler. Sorunuzun cevabı budur" dedi.
42. Onlardan,
hapisten çıkacağını düşündüğü kişiye: "Patronuna benden bahset" dedi.
Ama o dalgınlıktan patronuna Yusuf'tan bahsetmeyi unuttu, bu yüzden Yusuf da
birkaç sene daha hapiste kaldı.
43. Bir gün kral:
"Yedi cılız ineğin yedi besili ineği yediğini ve bir de yedi dolgun başak
ile yedi solgun başak gördüm. Ey bilginler, eğer bu işlerden anlıyorsanız, bana
bu rüyamın anlamını söyleyin bakalım" dedi.
44. Onlar da:
"Bunlar karışık rüyalar. Biz rüyaların anlamını bilmiyoruz" dediler.
45. İşte o zaman,
hapishanedeki o iki kişiden kurtulmuş olanı aradan geçen bunca vakitten sonra
Yusuf'u hatırladı. "Bunun anlamını öğrenip size söyleyebilirim, beni hapishaneye
gönderin" dedi.
46. Onun yanına
gelince: "Ey sözü isabetli Yusuf! Yedi cılız ineğin yedi besili ineği
yemesinin ve bir de yedi dolgun başak ile yedi solgun başağın anlamını söyler
misin, insanlara aktarayım da senin nasıl biri olduğunu anlasınlar" dedi.
47-49. Yusuf:
"Ekinlerinizi yedi yıl boyunca her zamanki gibi ekin. Fakat yemek için
ayırdığınız az kısmı dışındakileri depolayın. Çünkü bu yedi yılın ardından yedi
yıllık bir kıtlık dönemi olur, tohumluk olarak saklayacağınız az bir miktar
dışında, önceden biriktirdiklerinizle geçinirsiniz. Kıtlık bittikten sonra
insanlar yağmura kavuşturulacak ve eskisi gibi bol bol ürün almaya devam
edecekler" dedi.
50. Bu sözler krala
aktarılınca: "Onu bana getirin" dedi. Kralın elçisi Yusuf'un yanına
gelince Yusuf ona: "Önce yöneticinin yanına dön ve ellerini kesen kadınlar
hakkında gerçeği ortaya çıkarmasını iste. Tanrı
onların oyunlarını bilmektedir" dedi.
51. Kral o
kadınları yanına çağırtıp: "Yusuf'a karşı arzu duyduğunuzda neler
oldu?" diye sordu. Onlar da: "Tanrı şahit, biz ondan hiçbir kötülük
görmedik" dediler. Komutanın karısı da: "İşte en sonunda gerçek
ortaya çıktı. Onun gönlünü çelmek isteyen bendim, Yusuf haklı" diye itiraf
etti.
52-53. Yusuf da:
"Amacım onun yokluğunda kendisine ihanet etmediğimi ve Tanrı'nın hainlerin
tuzaklarını başarıya ulaştırmadığını bilmesini sağlamaktı. Ben kendimi
övmüyorum. Tanrı’nın acıdığı kimseler hariç, insanın kendi benliği de onu
kötülüğe sürükleyebilir. Tanrı bağışlayıcıdır, şefkatlidir" dedi.
54. Kral elçiden bu
sözleri duyunca, "Onu buraya getirin, bizzat kendim görüşmek
istiyorum" dedi. Yusuf'la yüzyüze konuştuktan sonra, "Şunu bil ki
bana göre sen çok saygın ve güvenilir birisin" dedi.
55. O da:
"Ülke yönetiminde bana yetki verin çünkü ben duyarlı ve bilgili biriyim"
dedi.
56. Yusuf'a o
ülkede böyle bir fırsat vermiştim. İstediği bölümün yönetimini
üstlenebiliyordu. İşte ben dilediğime merhamet ederim ve kendini düzeltenleri
karşılıksız bırakmam.
57. Fakat güvenen
ve sakınanların diriliş sonrasında alacağı mükafat hepsinden daha üstündür.
58. Gün geldi,
Yusuf’un üvey abileri gelip onun huzuruna çıktılar. Onlar Yusuf'u tanıyamadılar
ama o onları tanıdı.
59-60. Onların
yüklerini hazırlattıktan sonra: "Gördüğünüz gibi size bol bol verdim. Bir
dahaki gelişinizde, bahsettiğiniz o üvey kardeşinizi de getirin. Ben son derece
konukseverim. Eğer onu bana getirmezseniz bir daha benden hiçbir şey
alamazsınız ve yüzümü göremezsiniz" dedi.
61. "Onu
getirmek için babamızı ikna etmeye çalışacağız. Herhalde bunu yapabiliriz"
dediler.
62. Yusuf
görevlilerine: "Onların ödediği paraları torbalarının içine geri koyun ki
evlerine vardıklarında bunu farkedip geri dönsünler" dedi.
63. Babalarının
yanına dönünce: "Baba bir dahaki sefere kardeşimizi de götürmezsek bize
hiçbir şey vermeyeceklermiş. Bu yüzden erzak almaya giderken onu da bizimle
gönder. Merak etme biz onu koruruz" dediler.
64. "Daha önce
onun kardeşi konusunda size güvendiğim gibi mi güveneyim! Tanrı her şeyin
farkındadır ve son derece şefkatlidir" dedi.
65. Yüklerini açıp
da ödedikleri paranın kendilerine geri verilmiş olduğunu görünce: "Baba
bak! Ödediğimiz para bize geri verilmiş, daha ne istiyoruz! Bununla evimize yine
erzak alabiliriz. Kardeşimizi de koruruz. Böylece bir deve yükü fazladan erzak
almış oluruz. Zaten bu aldığımız bize yetmez" dediler.
66. "Her
birinizin öldürülmesi haricinde ne olursa olsun onu bana geri getireceğinize
dair Tanrı'ya ciddi bir şekilde söz vermedikçe, onu sizinle göndermem"
dedi. Bunun üzerine onlar da kesin bir şekilde söz verince: "Tanrı bütün
bu konuştuklarımıza tanıktır" dedi.
67.
"Yavrularım bir de ülkeye hepiniz aynı yerden girmeyin, farklı girişlerden
girin. Tabi ki Tanrı size bir şey olmasını dilediyse ben bunu engelleyemem.
Karar yetkisi yalnızca Tanrı'nındır. Ben ona güveniyorum, teslim olanlar ona
güvenir" dedi.
68. Ülkeye
babalarının söylediği şekilde girmeleri elbette onları Tanrı'dan koruyamazdı.
Yakup sadece içini rahatlatmak istedi. Halkın çoğu farkında olmasa da o
kendisine mesajımı aktardığım biriydi.
69. Yusuf'un yanına
geldiklerinde, kardeşine yakınlık gösterdi ve ona gizlice: "Ben senin öz
kardeşinim, biraz sonra olacaklar için sakın endişelenme" dedi.
70. Onların yüklerini
hazırlattıktan sonra, kaseyi öz kardeşinin torbasına koydurdu. Kervan hareket
edince de görevlilerden birine: "Hey kervan, durun! Siz bir şey
çalmışsınız!" diye duyuru yaptırdı.
71. Üvey abileri de
onların yanına dönerek: "Ne kaybettiniz" diye sordu.
72. "Kralın
ölçeğini kaybettik. Onu bulup getirene ödül olarak bir deve yükü erzak
verilecek. Söz veriyorum" dedi.
73. "Yemin
ediyoruz biz buraya kötülük yapmaya gelmedik. Hiçbir şey çalmadık. Bunu siz de
biliyorsunuz" dediler.
74-75. "Eğer
yalan söylüyorsanız bunun cezası nedir biliyor musunuz? Ölçek kimin torbasında
bulunursa sahibine hizmet etmek için alıkonur. Biz bu suçu işleyenleri böyle
cezalandırıyoruz" dedi.
76. Yusuf, öz
kardeşinin yükünden önce, öbürlerinin yüklerini aratmaya başladı. Sonra ölçeği
kardeşinin yükünden çıkarttı. Yusuf’a kardeşini alıkoyması için böyle bir yol
gösterdim. Yoksa Tanrı dilemedikçe kralın kanununa göre, kardeşini
alıkoyamazdı. Ben dilediklerimi ilerletirim. Bilgim her şeyin üstündedir.
77. Bunun üzerine
Yusuf'un üvey abileri: "O mu çalmış? Zaten onun abisi de hırsızdı!"
dediler. Yusuf onların bu iftirasından duyduğu üzüntüyü onlara belli etmeyerek:
"Karakteri kötü olanlar asıl sizsiniz! Uydurduğunuz yalanları Tanrı
biliyor” diye içinden söylendi.
78. Onlar:
"Sayın başkanım, onun babası çok yaşlı. Onun yerine bizden başka birini
alıkoyun. Siz anlayışlı bir insansınız" dediler.
79. "Gerçek
suçlu yerine bir başkasını cezalandırmaktan Tanrı'ya sığınırım. Eğer öyle
yaparsam suç işlemiş olurum" dedi.
80-82. Onu
kurtaramayacaklarını anlayınca, ne yapacaklarını konuşmak için bir kenara
çekildiler. En büyükleri şöyle dedi: "Babamızın Tanrı'ya ciddi bir şekilde
söz verdirdiğini ve daha önceden de Yusuf'a gaddarca davrandığımızı unuttunuz
mu? Bu yüzden ben, babamın izni olmadan veya Tanrı benim hakkımda başka bir
hüküm verinceye kadar bu ülkeden ayrılamam. Tanrı en iyi hükmü verir. Şimdi siz
babamızın yanına dönün ve şunu söyleyin,《Baba oğlun
hırsızlık yapmış. Biz onun böyle bir şey yaptığına şahit olmadık ama ölçek onun
yükünden çıktı. Yoksa gizlilikleri bilemeyiz. İstersen gittiğimiz şehrin
halkına ve beraber geldiğimiz kervancılara sorabilirsin. Gerçekten doğru
söylüyoruz》"
83. "Hayır
yalan söylüyorsunuz, siz birbirinizi kandırıp böyle bir işe kalkışmışsınız.
Artık tek çarem güzel bir şekilde dayanmaktır. Umarım Tanrı beni onlara
kavuşturur. O adaletlidir ve her şeyi bilir" dedi.
84. Onlara olan
öfkesini yutup uzaklaşarak: "Canım Yusufum, nerelerdesin" dedi.
Üzüntüden gözleri kan çanağına döndü.
85. "Baba
yeter artık, hala Yusuf'u dilinden düşürmüyorsun! Üzüntüden kendini yiyip
bitireceksin" dediler.
86-87.
"Derdimi ve üzüntümü sadece Tanrı'ya bildiriyorum. Tanrı’nın sayesinde sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. Yavrularım siz
şimdi oraya gidin, Yusuf ile kardeşi hakkında bilgi edinmeye çalışın. Tanrı'nın
yardımından umudunuzu kesmeyin. Tanrı'nın yardımından umut kesenler ona
güvenmeyenlerdir" dedi.
88. Yusuf’un üvey
abileri gelip tekrar onun huzuruna çıktılar. "Sayın başkanım, ailemizin
eli daraldı. Az bir parayla geldik. Siz bize yine cömertlik ederek erzağımızı
tam verin. Tanrı cömertlik edenlerin karşılığını verir" dediler.
89. "Bir
zamanlar Yusuf'a ve kardeşine hiç çekinmeden neler yaptığınızı hatırlıyor
musunuz" diye sordu.
90. Bunun üzerine
onlar da şaşkınlık içinde: "Yoksa siz Yusuf musunuz" diye sordular. O
da: "Evet ben Yusuf'um ve bu da kardeşim. Tanrı bize büyük lütufta
bulundu. Kim Tanrı'dan sakınır ve ona bağlılık gösterirse, elbette o kendini
düzeltenleri karşılıksız bırakmaz" dedi.
91. "Gerçekten
Tanrı hepimizin arasından seni seçmiş ve biz de çok büyük bir suç
işlemişiz" dediler.
92-93. "Olan
oldu artık, Tanrı bağışlasın. O son derece merhametlidir. Şimdi bu gömleğimi
götürüp babama verin, benim sağ olduğumu anlasın. Sonra bütün aileyi alıp
buraya gelin" dedi.
94. Kervan ülkeden
çıkınca babaları yanındakilere: "İnanmazsınız ama şu anda Yusuf’umun
kokusunu alıyorum" dedi.
95. "Hâla
kendini toparlayamadın" dediler.
96. Bir süre sonra
sevinçli haberi duydu. Onun gömleğini alınca sağ olduğunu anladı. Bunun
üzerine: "Ben size, Tanrı’nın sayesinde
sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum dememiş miydim!" dedi.
97. "Baba
bizim için Tanrı'dan bağışlanma dile, suçumuz çok" dediler.
98. "Tamam
sizin için Tanrı’dan bağışlanma
dileyeceğim. O bağışlayıcı ve şefkatlidir" dedi.
99. Bütün ailesi
gelip Yusuf'un huzuruna çıktıklarında, ana babasına hasretle sarıldı ve
"Tanrı'nın izniyle huzur içinde şehre yerleşin" dedi.
100. Oğullarıyla
gurur duydular, hep birlikte onun yanında yaşadılar. Yusuf: "Babacım
vaktiyle gördüğüm rüyanın anlamı buymuş demek! İşte Tanrı onu gerçekleştirdi. Kıskançlık yüzünden abilerimle aramız
bozulduktan sonra, Tanrı beni hapisten
çıkararak ve sizi yaban ellerden getirerek bana pek çok lütufta bulundu. Tanrı dilediği her şeyi kimseye sezdirmeden
düzenler. O adaletlidir ve her şeyi bilir" dedi.
101. "Ey evreni oluşturan yüce Tanrım
bana güç verdiniz, olayların içyüzünü görüp yorumlamayı öğrettiniz. Tek
sığınağım daima sizsiniz. Ömrüm boyunca size teslim olarak yaşamamı sağlayınız
ve beni de düzgün insanların arasına dahil ediniz" diye dua etti.
102. Bunlar benim
sana aktardığım gizli kalmış olaylardandır. Elbette sen Yusuf'un üvey abileri
ona tuzak kurmaya karar verdiklerinde yanlarında değildin.
103. Ne kadar
çabalasan da halkın çoğu güvenmiyor.
104. Halbuki buna
karşı onlardan hiçbir menfaat de beklemiyorsun. Bu, bütün insanlar için
gönderilmiş bir mesajdır.
105. Evrende nice
şaheserler vardır ama umursamadan yaşayıp giderler.
106. Onların çoğu
Tanrı'ya güvenmez ve ondan başkalarına boyun eğerler.
107. Tanrı'nın ceza
olarak sizi bir felakete uğratmasından veya farkında olmadan ansızın kıyameti
yaşamaktan güvende misiniz?
108. Onlara şunu
söyle: "Beni dinleyenlerle birlikte bilinçli bir şekilde Tanrı'ya itaat
ediyorum. Tanrı'nın hükmünü yerine getiriyorum. Ondan başkasına boyun
eğmiyorum. İşte benim yolum budur!"
109. Senden önce
görevlendirdiğim elçiler de içinde yaşadıkları toplumlarda sıradan kişilerdi.
Yeryüzünde dolaşıp da sizden önceki toplumların sonunun nasıl olduğunu hiç
düşünmüyor musunuz? Sakınanlar için diriliş sonrası hayat daha iyidir. Keşke
anlasanız.
110. Sonunda o
elçiler halktan umudunu kesip güvenmeyeceklerini anladıklarında onların
imdadına yetiştim. Dilediklerimi kurtardım. Suçlular ise cezamdan kaçamadı.
111. O toplumların
başına gelenler akıllılar için bir derstir. Bu mesaj birileri tarafından
uydurulmuş bir şey değildir. Kendinden öncekilerin güncellemesi, her konuyla
ilgili detaylı bir açıklama ve güvenenler için de bir şefkat ve rehberdir.